Eğitimin "taşeron" ordusu: Ücretli öğretmenlik ayıbı
Türkiye bugünlerde sömestr tatilinin heyecanını yaşıyor. Milyonlarca öğrenci karne almanın, binlerce kadrolu öğretmen ise dinlenmenin planlarını yapıyor. Ancak eğitim camiasının görünmez kahramanları, sayıları 90 bini aşan "ücretli öğretmenler" için bu tatil, bir dinlenme değil; bir ekonomik kayıp anlamına geliyor.
Dün Ankara başta olmak üzere pek çok ilde ücretli öğretmenlerin seslerini yükselttiğine şahit oluyoruz. Neden mi? Çünkü ders saati ücretiyle çalışan bu öğretmenler için okulun kapısına kilit vurulması, maaşın kesilmesi, sosyal güvenlik primlerinin durması demek. Kadrolu meslektaşları tatilde tam maaşını alırken, ücretli öğretmen Ocak ayını asgari ücretin yarısı olan 15 bin TL gibi komik rakamlarla kapatmak zorunda kalıyor. Daha da vahimi; Ocak başındaki kar tatillerinde okula gidemeyen öğretmenlerden, sanki bu tatil onların suçuymuş gibi, yatan ücretlerin IBAN ile geri istenmesi bardağı taşıran son damla oldu. İşte bu adaletsizlik, bugün sokaklara taşan o öfkenin asıl kaynağıdır.
Peki, biz bu noktaya nasıl geldik? Ücretli öğretmenlik sistemi, aslında 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nda; askere giden, doğum iznine ayrılan veya uzun süreli rapor alan öğretmenlerin yerinin boş kalmaması için getirilmiş bir "istisnai" çözümdü. Yani sistemin "yedek........
