7/24 mesaiye karşı Yargıtay ‘‘dinlenme hakkı’’ dedi

Ülkemizde özellikle pandemi döneminde zorunlu bir ihtiyaç olarak hayatımıza giren ve sonrasında kalıcılaşan uzaktan (evden) çalışma modeli, artık çalışma hayatımızın oldukça yaygın iş ilişkisi türlerinden biri haline gelmiştir. Böyle olmasının temel sebeplerinden biri şüphesiz; işverenlerin personel yemek, servis ve işyeri genel ofis maliyetlerini minimize etme fırsatını yakalamış olmasıdır. Ancak bu model, işverenlere sadece maliyet tasarrufu sağlamakla kalmamış; çalışanları mesai saatleri dışında dahi dijital kanallarla kontrol etme ve kesintisiz talimatlar verme imkanı da tanımıştır. Çalışanın "ev" ile "işyeri" arasındaki sınırların tamamen yıkıldığı bu tablo, çalışanı adeta "7/24 nöbetçi" pozisyonuna sokan kronik bir soruna dönüşmüştür.

Hukuki altyapıdaki boşluk: Oysa bu hızlı dönüşüme rağmen, konunun hukuki altyapısı Türkiye’de henüz tam anlamıyla olgunlaşmış değildir. İşverenler ofis giderlerinden kurtulurken; çalışanın evinde kullandığı internet, artan elektrik faturası ve hatta öğle yemeği gibi maliyetlerin işverene adil bir şekilde yansıtılamaması, sistemin en büyük açmazlarından biridir. Daha da kritik olanı, evdeki çalışma alanının "işyeri" statüsündeki belirsizliğidir. Evde çalışma esnasında yaşanan bir kazanın "iş kazası" sayılıp sayılmayacağı gibi gri alanlar hala tartışma konusuyken, işverenlerin bu belirsizlikten faydalanarak mesai dışı taleplerini artırması sürdürülebilir değildir.

Hukuki boşluğu dolduran emsal: