We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Bir denize ağlamak

14 8 0
20.06.2021

Maviydi rengi suyun ve şehrin altından geçtiğinde yemyeşil akıyordu, Zazaca konuştuğumuzda “khewe” diyorduk ona, bu tam mavi miydi bilmiyorum, etrafında sıra sıra dizili ağaçların yeşili alnına vuruyordu, adına Munzur Vadisi derler bir yol boyu eşlik ediyor, hiç ayrılmıyordu insandan.

İçindeki balıklar masmaviydi, gök mavi, adına kara denen bile oltanın ucunda masmavi parlıyordu. Alabalık -biz ona “Mose Surbelek” derdik- bu maviye kırmızı bir fon katıyordu. Balıklar sessizdi, çocukken çekerken seslerini duymazdık, çocukça ve gizlice ağlardık onlara, ama yine de çekerdik.

Bazen, suyu kirletenlere, su öfkelenir, serin, kocaman kollarıyla sarmalardı birini, hâlbuki orada o kutsaldı -dağ gibi, taş gibi, ağaç gibi, Xızır’ın keçileri gibi- içine bir tek çöp atılmaz, derininde nazlı nazlı yüzen balığa dokunulmazdı, hatırı vardı dağ başında susamış sivri dişli kurdun bile. Şu satırların yazarı -henüz bir yeniyetme iken- bir çöpe gümüşi renkteki balıkları dizip, Pazapun’a tırmanıp onları pişirtmek istemiş, Elif teyzesi galiz bir küfür eşliğinde, “guneke”, “guneke” diye bağırmıştır ona.


Munzur veya Pülümür (Harçik) sularının taşıdığı yalnızca hayattı ve hepimize: Tarlaya, köye, mezraya, bahçeye, yol kenarında en küçük esintide titreyen yalnız........

© Birgün


Get it on Google Play