Persona |
İlk, Ingmar Bergman’ın 60 yıllık filmiyle tanışmıştık Persona’yla(1966). Nerdeyse tüm Bergman filmlerinde, siyahbeyazla eşanlamlı sayılabilecek bir Sessizlik taşıyordu bu film de. Hemen her sessizlikte olduğu gibi kırılıp dökülen, parçalanan şeylerin gürültüsü filmden taşıyordu. Cam kırıkları irkilticiydi ama duyan için gürültü daha da irkilticiydi.
Persona bir maske, Antik Yunan tiyatrosunda oyuncuların yüzlerine taktıkları. Sosyal yüz. Kimi zaman da o kadar sosyal olmayan yüz, saklanmak, saklamak gereksiniminden doğan. Jung’a göre, “Bir yandan başkaları üzerinde belirgin bir izlenim bırakmak, diğer yandan da bireyin gerçek doğasını gizlemek için tasarlanmış bir tür maske”.
Bu maskelerden en çok kullanansa, ‘ismiyle müsemma’, Pessoa. Portekizli şair ve yazarın adı hem hiçkimse hem çokkimse olan bir ‘kişi’yi tanıtıyor bize. 70’den çok ‘Persona’sı olan bir ‘Pessoa’yı. Olmadığı kişi yoktur, olmak istediği kişi çoktur. O kendini maskelemek için öne sürmez personayı, ruhçokluğunu paylaşmak için kullanır. En bilinen personaları arasında, o ‘heteronim’ olarak adlandırıyor, sahte değil, yeni kişilikler bunlar, şairler vardır: Alberto Caeiro, Alvaro de Campos, Ricardo Reis’le birlikte dört şair olarak yazmıştır Pessoa. Hepsi birer kişilik. Bağımsız yapılar, farklı şiir anlayışları........