Mahzun

Baştan yazayım, bu yazının halet-i ruhiyesi, yani ruhsal durumu, “vatan mahzun, ben mahzun”dur. Namık Kemal’in ünlü beytinden alınmıştır: “Ölürsem görmeden millette ümid ettiğim feyzi/Yazılsın seng-i kabrime vatan mahzun ben mahzun”. İkiliğin tümüyse işbu yazının anafikri sayılsa yeridir, zamanıdır, gereğidir.

Başlığın da çağrıştıracağı üzere, çok sevdiğim, babamın da yakın arkadaşı olan, yol arkadaşı, kadeh arkadaşı, ‘Mahzuni Amca’ dediğim Aşık Mahsuni Şerif üzerinedir. Ben onu yazılarımda ve birkaç şiirimde hep ‘Mahzuni’ diye yazdım, andım. Pek çok kaynakta, mezartaşında da Mahzuni Şerif yazılıdır. Mahsun korunaklı, donatılmış, güvenli yer anlamına gelir. Hal böyle olunca da, insanın içinden, ‘keşke Mahzuni değil, Mahsuni olsaydı!’ demek gelir. Nedeni bellidir! Korunsaydı, daha iyi yaşayabilseydi, erken gitmeseydi!

Bu yazı Aşık Mahzuni Şerif’in müzik anlayışı, türküleri, deyişlerinden söz etmeyecektir. Çok yazdım, Aşıklar Cemi kitabımda da 3-4 yazı ve bir şiirim var Aşıkla ilgili. Ömrüm oldukça dinlemek, içlenmek, yazmak isterim onunla, Tülay German, Timur Selçuk, Ruhi Su, Sümeyra Çakır, Neşet Ertaş, Cem Karaca, Ahmet Kaya başta kimi ‘ses sanatçıları’yla ilgili.

Bu yazı, bu yazının yazılma nedenlerini, gerekçesini anlatmakla son bulacak galiba! Bu yazı Nazım Hikmet’in başına gelenlere benzer hallerin başka adlar için de yinelenmeye başlaması üzerine kaleme alınmıştır. Talih değil ama ‘tarih........

© Birgün