menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Alman barış hareketi yürüyüşünü sürdürüyor

19 0
monday

Almanya’daki geleneksel barış yürüyüşleri, hükümetin İran, Gazze, Lübnan ve Ukrayna’daki savaşlara son verilmesi, ülkeyi “savaşabilir hale getirme” planlarına, silahlanmaya, zorunlu askerliği geçiş hazırlıklarına, haksız savaşlara taraf olan ülkelere silah yardımı ve ihracatına, buradaki Amerikan askeri üslerinin savaşlarda kullanılmasına yönelik eleştirilerle devam ediyor.

Geleneksel olarak her yıl paskalya bayramı tatiline denk getirilen barış yürüyüşleri Almanya’nın yaklaşık 100 yerinde bazıları yüzlerce, bazıları ise binlerce barış aktivistinin katılımıyla gerçekleştiriliyor. Perşembe günü başlatılan yürüyüşlere en yoğun olduğu önceki gün 70 şehir ve kasabada (örneğin Duisburg, Bonn, Bremen, Hannover, Köln, Leipzig, Münih ve Stuttgart) binlerce kişi katıldı. Dün de devam eden yürüyüşler bugün başta Frankfurt, Hamburg, Darmstadt, Nürnberg, Marburg, Ulm, Dresden gibi metropoller olmak üzere 30’a yakın şehirde yapılarak, sonlandırılacak. Bugünkü yürüyüşlerden biri de bir nükleer savaş halinde Alman uçaklarıyla hedeflerine taşınıp, fırlatılacak onlarca Amerikan atom bombasının depolandırıldığı Büchel Hava Üssü’nün önünde olacak.

İlk olarak İngiltere’de başlayan ve 1960 yılından itibaren de Almanya’da düzenlenen barış eylemleri 80’li yıllarda komünist, sosyalist, sosyal demokrat örgüt ve partilerden, sendikalara, kiliselere çeşitli kesimlerden yüzbinlerin katılımıyla gerçekleşiyordu. Soğuk savaşın ardından paskalya yürüyüşlerine katılım giderek düşmeye başlamıştı. Sendikaların, kiliselerin, sosyal demokrat ve yeşil partilerin yönetimlerinin giderek uzaklaşmasına rağmen her yine de binlerce kişi geleneksel barış yürüyüşlerine katılıyor. Geçtiğimiz yıl uzun süredir ilk kez katılanların sayısında artış gözlendi.

İsrail’in Gazze’deki ve Lübnan’daki kıyımları, Trump’ın önce Venezuela’ya, beş haftadır da İran’a yönelik saldırıları ve bütün bunların sonucu olarak tüm dünyayı ağır bir ekonomik krize sürüklemesi, bu arada Almanya’da yeniden zorunlu askerliğe geçiş hazırlıkları edeniyle bu yılki yürüyüşlere katılımın da geçen yılın üstünde olması bekleniyor.

Bu arada Alman hükümetinin Trump’ın İran’a karşı savaşta destek çağrılarına “Bu bizim savaşımız değil!” diyerek karşı çıkmasına rağmen ana akım medyanın açıkça ABD ve İsrail yanlısı yayınları, dikkatleri Rusya ile Ukrayna arasındaki savaşa çekip, Almanya’nın birkaç yıl içinde Rusya’nın doğrudan askeri saldırısına hedef olabileceğine ilişkin yayınları devam ediyor. Bu arada Almanya’nın uzun yıllar boyunca Amerika’nın askeri desteğine ihtiyacı olduğu propagandaları da sürüyor. Özellikle Trump’ın Avrupa ülkelerinin açık destek vermeyi kabul etmemeleri üzerine ABD’yi NATO’dan çıkaracağına dair tehditlerinin ardından Almanya’nın ve Avrupa’nın Rus tehdidi karşısında savunmasız kalacağı endişesi de kısmen etkili oluyor.

Ancak İran savaşı nedeniyle başta akaryakıt olmak üzere temel tüketim mallarının fiyatlarındaki astronomik artışlar, bu durumun birinci derecedeki sorumluları Trump ve Netanyahu’ya olan tepkileri daha arttırıyor. Bu arada hükümetin, silahlanmaya milyarlarca avroluk bütçeler ayırırken, “para olmadığı” gerekçesiyle, çevre koruma, eğitim, sosyal ve sağlık sektörlerine yönelik kısıtlama hazırlıkları da kamuoyuna “zorunlu reformlar” olarak sunuluyor.

Günlerdir yollara dökülen barış hareketinin sözcüleri Alman hükümetinin devam eden savaşlara ilişkin “çifte standart” tavrını eleştirerek, uluslararası hukuka güçlü bir şekilde bağlı kalmaya ve saygı göstermeye çağırıyor.

Bu arada uzun barış hareketinin hükümete karşı eleştirilerini destekleyen sembolik değeri yüksek önemli gelişmeler de var.

Bunlardan biri uzun süredir bu konuda sessiz kalan Cumhurbaşkanı Steinmeier’in kısa bir süre önce İran’a karşı savaşı açıkça uluslararası hukukun ihlali olarak değerlendirip, hükümetin bu konudaki denge politikasına karşı çıkması.

Diğeri de Almanya’nın en yüksek yasama organı Federal Meclis’in (Bundestag) Bilimsel Araştırma Servisi’nin bu savaşı uluslararası hukuk açısından değerlendirdiği bilimsel raporu. Bu servis de savaşta uluslararası hukukun ihlal edildiğini kanıtlarıyla açıkladı.

Tabii hem Cumhurbaşkanı’nın, hem de Araştırma Servisi’nin değerlendirmelerinin hükümet politikaları üzerinde doğrudan bir bağlayıcı etkisi yok.

Ancak bu gelişmeler barış hareketinin tezlerini ve hükümete yönelik çağrılarını destekliyor. Onlar da bu savaşın uluslararası hukukun ihlali olduğunu, bu durumun Alman hükümetine ülke anayasası gereği yükümlülükler getirdiğini hatırlatıyor, İspanya’yı örnek alarak “Almanya'daki ABD askeri üslerinin bu savaşta kullanılmasını yasaklaması” aksi takdirde bu durumun “savaş suçuna ortaklık” anlamına geldiği uyarısında bulunuyorlar.


© Birgün