We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Laikliği savunmanın acilliği üzerine

32 20 19
19.09.2021

Taliban’ın zaferi Türkiye’de de kimi hevesleri canlandırmışa benziyor. Diyanet İşleri Başkanı, Anayasa’nın iktidarın görmezden geldiği, fiilen geçersizleştirmek için uğraştığı laiklik ilkesini açıkça ihlal ederek dinin ticarette, siyasette ve yargıda etkin olması gerektiğini savundu. Bu başarılı özet ülkenin şeriatla yönetilmesinin zamanın geldiğini ima ediyordu. Tamam, belki erken dile getirilmiş olabilir ama ideolojik hazırlığın da zamana gereksinimi yok mudur? Kaldı ki yalnızca ideolojik değil, siyasi ve pratik adımların da hızlandığını, üstelik bu adımların muhalefetin işe yarayıp yaramayacağı belirsiz seçimleri kazanma stratejisi nedeniyle yanıtsız kaldığını, sosyalistlerin, durumun ciddiyetinin farkında olan demokratların dışında hemen herkesin bu vahim durumu izlemekle yetindiğini görmüyor muyuz? Şeriatçıların ve başta Diyanet İşleri Başkanı olmak üzere bürokratların toplumsal yapı ile ilgili söylemleriyle yarattıkları algının açığa çıkartılmasının önemi büyüktür.

DİNDARLAR ŞERİATÇI MI?

Egemenlerin yıllar boyunca hemen herkese kabul ettirdikleri ve hiç vazgeçmeye yanaşmadıkları “gerçek”, “toplumun yüzde 99’unun Müslüman olduğu” gerçeğidir. Öyledir, ama bu gerçeğin doğrultulmaya gereksinimi var. Bunun için de Müslüman denildiğinde kimi kastettiğinizin anlaşılması, herkesin kabul ettiği bir Müslüman tanımının bulunup bulunmadığının sorgulanması gerekir; bu nedenle de konunun objektif bir şekilde tartışılması zorunludur. Kuran’ın eli kanlı yorumcularını el Kaide, IŞİD, Taliban gibilerini ve Türkiye’deki “doğrusunu, dinin gerçeklerini Kuran’ı onlar savunuyor” diyen tarikat mensuplarını mı, yoksa kendini Müslüman olarak tanımlayan, dindar ama dinin kurallarını da tam olarak yerine getiremeyen, samimi dindar büyük çoğunluğu mu kastediyorsunuz? Türkiye’de büyük çoğunluk gerçekten de Müslüman’dır ama Terry Eagleton fantastik filozof Nietzsche’nin anlaşılmamış ve fantezileşmiş “aforizmasını” enine boyuna irdelerken, şakayla karışık, “din gündelik yaşamımıza müdahil olmaya başladığı anda ondan vazgeçmenin zamanı gelmiştir” der. (Tanrının Ölümü ve Kültür, sf.15. Yordam Kitap) Bu sözleri Türkiye’nin gerçeklerine uyarlayalım; ama bu kez şaka olmasın: Din gündelik yaşamımıza, ticarete, siyasete ve yargıya müdahil olmaya başladığı anda onun katı, dogmatik, şer’i hükümlerini, yorumlarını reddetmenin zamanı gelmiş demektir. Büyük çoğunluk da bunu yapıyor zaten. İşin gücün izin verdiği ölçüde namazını kılıyor, orucunu tutuyor, cumaları kaçırmamaya çabalıyor, bayram namazlarını ihmal etmiyor ama hali vakti yerinde olmadığı için kurban kesmekte zorlanıyor, hacca gitmek ise ancak çok küçük bir azınlığın ibadeti olarak........

© Birgün


Get it on Google Play