Tavukta kayyum, ekonomide çaresizlik |
Beyaz et sektörüne yönelik operasyon ve 13 şirkete kayyum atanması, ilk bakışta “tüketiciyi koruma” amacıyla yapılmış bir rekabet soruşturması gibi sunuluyor. Ancak dosyanın kapsamına ve kullanılan yöntemlere bakıldığında ortaya çıkan tabloda durum ekonomik bir sorundan çok siyasi ve idari bir tercih.
Yapılan açıklamada suçlama; “Fiyatı birlikte belirlemek, arz ve satış fiyatlarını tüketici aleyhine yönlendirmek, serbest piyasayı bozmak ve haksız kazanç elde etmek”. Eğer ortada gerçekten rekabet hukukunu ilgilendiren bir ihlal varsa, bunun soruşturulması elbette devletin görevi. Ancak piyasanın yaklaşık yüzde 90’ını temsil eden şirketlere aynı anda denetim kayyumu atanması, iddia edilen suçla kullanılan yöntem arasındaki ölçüsüzlüğün göstergesi.
Her şeyden önce, serbest piyasayı bozduğu iddia edilen şirketlere hukuk eliyle müdahale ederek sektörün tamamına yakınını kamu denetimi altına almak, bizzat piyasa işleyişine doğrudan müdahale demek. Mülkiyet hakkını zedeleyen bu yaklaşım hukukta karşılığı olan “ölçülülük” ilkesiyle bağdaşmıyor.
Üstelik şirket yöneticilerinin “örgütlü suçlar” kapsamında gözaltına alınması ve bu kapsamda yargılanacak olmaları son yıllarda Türkiye’de giderek yaygınlaşan tehlikeli bir anlayışın devamı. Neredeyse aynı sektörde faaliyet gösteren birkaç kişinin bir araya gelmesi, bilgi paylaşması, piyasa koşullarını değerlendirmesi veya sektör hakkında görüş alışverişinde bulunması dahi “örgüt” kavramı içine sokulabiliyor. Oysa piyasa ekonomisi tam da bu bilgi akışları, beklentiler ve rekabet süreçleri üzerine kurulu.
Ekonomide işleri bu şekilde sürdürmek mümkün değil.
Bir yatırımcı zaten her yatırım kararında sermayesini riske atar. Fabrika kurar, kredi kullanır, istihdam yaratır, üretim yapar. Ancak aldığı riskin ekonomik sınırları aşarak bir gün kendisini örgütlü suç........