Üniversiteler çökerse…

7 Haziran 2015 Genel Seçimleri Türkiye siyasi tarihinde çok önemli bir eşikti. AKP, iktidara gelişinin on üçüncü yılında, parlamentodaki çoğunluğunu kaybetti. Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ liderliğindeki HDP yüzde onluk barajı aşmış ve mecliste 80 sandalye kazanmıştı. İki isim de 2016 yılından beri tutuklu. Meclisteki sayısal dağılım koalisyonu gerekli kılıyordu ancak görüşmeler tıkandı ve erken seçim kararı alındı. 7 Haziran - 1 Kasım 2015 arasında kanlı bir sürece girildi. Suruç katliamı, Ceylanpınar’da iki polisin şüpheli ölümü, çözüm sürecinin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından sonlandırılması, Ankara Gar katliamı (barış mitingi), Güneydoğu’daki çatışmalar korku ve panik yarattı. Haftalarca süren ve bölge halkının yaşam ve güvenlik haklarını ihlal eden sokağa çıkma yasakları uygulandı. Buna tepki olarak, 11 Ocak 2016’da, 1128 akademisyen ‘Bu Suça Ortak Olmayacağız’ başlıklı bildiriyi imzaladı. Vatandaşlara uygulanan şiddete son verilmesini ve müzakere koşullarının hazırlanarak kalıcı bir barış için çözüm yollarının kurulmasını talep ettiler.

***

Bildirinin ardından Erdoğan’ın tepkisi sert oldu. Barış talep eden akademisyenleri, terör örgütü propagandası yapmakla suçladı. Bir hukuk devleti olan Türkiye'de akademisyenlerin suç işleme imtiyazı olmadığını söyledi. Bir avuç kerameti kendinden menkul seçkin ve kendine aydın diyen lümpen ne kadar çırpınırsa çırpınsın, o eski Türkiye artık yok dedi. Erdoğan’ın ‘yeni’ Türkiyesinde, barış bildirisine imza atarak, devlete Anayasayı ve taraf olduğu uluslararası antlaşmaları hatırlatan akademisyenlere ihtiyaç yoktu. 15 Temmuz 2016’da darbe girişiminden sonra ilan edilen OHAL kapsamında çıkarılan Kanun Hükmünde Kararnameler’le (KHK) imzacı 400’den fazla akademisyen kamu görevlerinden ihraç edildi. Türkiye İnsan Hakları Vakfı’nın (TİHV) raporlaştırdığı verilere göre, akademisyenlerin önemli bir kısmı yıllar boyu tam zamanlı bir işe sahip olamadı.........

© Birgün