Gazeteciye engel yasası (2) |
Türkiye’de basın özgürlüğü, ‘kamu barışı’ adına yürürlüğe konulan muğlak dezenformasyon yasasının kıskacında can çekişiyor. TCK’nın 217. maddesine “gerçeğe aykırı bilgiyi alenen yayan” kişilere bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasının verilmesini düzenleyen bir bölümün ekleneceği duyurulduğunda, gazeteciler bunun kendileri için hazırlandığından saniye şüphe etmediler. Basının her dönem çeşitli şekillerde kontrol altında tutulmaya çalışıldığı bilinen bir gerçek. Kısacası, yasanın sosyal medya troll’lerinden ziyade gazeteciler aleyhine kullanılacak bir sansür ve ceza mekanizmasına dönüşmesi en başta gazetecileri şaşırtmadı. Ne var ki işlerini yapmalarına da engel olmadı. Amacın başından beri yalan haberin yayılması değil doğru haberin engellenmesi olduğuna dair birkaç örnek paylaşacağım.
***
Dezenformasyon yasası gerekçe gösterilerek tutuklanan ve hakkında dava açılan ilk gazeteci Sinan Aygül olmuştu. Aygül’ün sosyal medya hesabından, Tatvan’da 14 yaşındaki bir çocuğa cinsel saldırıda bulunulduğuna dair iddiaları paylaşması delil olarak sunuldu. “Emniyet ve Jandarma teşkilatı mensuplarını şüpheli gibi göstermiş" olduğu iddia edilerek 10 ay hapis cezasına çarptırıldı. Hatırlayacaksınız, BirGün muhabiri Serbay Mansuroğlu’nun Karaman’daki Ensar Vakfı ve KAİMDER evlerinde kalan 45 çocuğun tecavüze uğradığını ortaya çıkardığı haberi 13 Mart 2016 tarihinde yayınlanmış ve büyük yankı uyandırmıştı. Dönemin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Sema Ramazanoğlu vakıfla ilgili "Bir kere rastlanmış olması, hizmetleriyle ön plana çıkmış bir kurumumuzu karalamak için gerekçe olamaz" demişti. Çocuk istismarının önlenmesine yönelik bir Meclis Araştırma Komisyonu kurulması ise AKP milletvekillerinin oylarıyla reddedilmişti.
Dini vakıf ve tarikatlarla ilgili yazdığı taciz ve yolsuzluk haberleriyle dikkat çeken Birgün’ün başarılı muhabiri İsmail Arı tutuklanalı bir hafta oldu. Halka yalan haber yaymakla suçlanıyor. Kamuoyuna duyurduğu son haberlerden biri Kuran’a Hizmet Vakfı’nda yaşanan cinsel tacizle ilgiliydi. İsmail, vakfın bir yöneticisinin hem kendi kızını hem de boşanma davası süren eşini istismar ettiği iddialarını ve bu olayın vakıf içerisinde nasıl örtbas edilmeye çalışıldığını haberleştirmişti. Elinde vakıf yöneticilerine ait tehdit mesajları ve ses kayıtlarının bulunduğunu belirten anne Fatma Nur Çelik ve 8 yaşındaki kızı Hifa İkra Şengüler’in ölü bedenleri Zeytinburnu sahilinde bulundu. Fail Ayhan Şengüler’in ifadesi bile alınmadı. “Fakir ve kimsesiz olduğumuz için bizi kurban etmek daha mı kolay?” diyerek isyan etmişti Fatma Nur. Gazetecilik tam da bu ses duyulsun, kimse kimsesiz hissetmesin diye var.
217/A maddesinin, en yoğun uygulandığı dönemlerden biri 6 Şubat depremleri oldu. Sahadaki aksaklıkları dile getiren gazeteciler hakkında hızlıca soruşturmalar açıldı. Ali İmat ve İbrahim İmat kardeşler, Osmaniye’de depremzedeler için gönderilen yardım çadırlarının bir depoda bekletildiğine ve ihtiyaç sahiplerine ulaştırılmadığına dair sosyal medya paylaşımları yaptılar. "Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma" suçlamasıyla 27 Şubat 2023’te tutuklandılar. Deprem bölgesini ziyaret eden Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, kendisini ve iktidarı eleştirenleri "sahte haber yapmak" ile suçlamış ve gerekirse soruşturma açılacağını duyurmuştu.
İsmail Arı’nın 6 Şubat depremleri sonrası imza attığı haberlerden en çok ses getiren şüphesiz Kızılay’ın çadır satışı skandalıydı. İsmail, Kızılay’ın, depremin en kritik günlerinde elindeki çadırları ücretsiz dağıtmak yerine AHBAP Derneği’ne 46 milyon TL karşılığında sattığını ortaya çıkardı. Ancak Kızılay dosyası, yöneticilerin ifadeleri bile alınmadan Ocak ayında kapatıldı. İsmail ayrıca, Adıyaman’daki deprem konutu kurasında, Menzil Cemaati’nin şeyhlerine 3+1 konutlar çıktığını belgeledi. Depremde yıkılan binaların davalarını takip etti. Deprem konut ihalelerinin, Rönesans Holding gibi ‘tanıdık’ şirketlere verildiğini yazdı. Kahramanmaraş’ta 150 kişinin hayatını kaybettiği Palmiye Sitesi’nin müteahhidinin, hakkında yakalama kararı bulunmasına rağmen elindeki arsaları satabildiğini belgeleriyle haberleştirdi.
***
İsmail, haberleri nedeniyle defalarca bu yasa kapsamında yargılandı ve geçen hafta tutuklandı. Maraş’taki Ezgi Apartmanı’nda oğlu, gelini ve torununu kaybeden Nurgül Göksü, davasını korkusuzca yazdığı ve “acılarına ortak olduğu” için İsmail Arı çıkana kadar her gün dua edeceğini söyledi. Dürüst ve kamu yararına yapılan gazetecilik, mağdurun sesini duyurması ve kamuoyu baskısı oluşturması açısından tartışmasız bir güce sahip. Dün Alican Uludağ, bugün İsmail Arı, yarın kim bilir kim… Zulmedenin karşısına dikilebilmek için gerçeğin peşinden inatla giden gazetecilere hepimizin çok ihtiyacı var.