Tıp, bilim ve iletişim

Özel haberlerimizi ve günün öne çıkan gelişmelerini kaçırmamak için BirGün’ün WhatsApp kanalını buraya dokunarak hemen takibe alabilirsiniz.

Bu yüzyılın en büyük afeti pandemiydi. Zamanı yaran, milat gibi bir felaketti. Sosyal, biyolojik ve kültürel büyük değişimlere yol açtı.  Pandemiden sonra sağlığımız hatta genomlarımız dâhil hiçbir şeyin aynı olmadığını anlatmak ve bu tespitin kayıtlara geçmesi daha yıllar alacak.

Bilimin ve tıp disiplinin görkemli başarıları zirvedeyken yakalandığımız pandemiye hazırlıksızdık. Bilimin başarısı da tıbbın gücü de toplumun pek işine yaramıyordu.  Bundan sonrakilerde de öyle olacak. Veba salgınlarındaki bilinmezlikten kaynaklı çaresizlik, bu kez yerini “infodemi” ve kapitalizmin kar maksimizasyonu şehvetiyle yarattığı kıyımdan kaynaklanan çaresizliğe bırakmıştı.

Yalnızca toplum değil, konuyla en yakın ilişkili ve günceli yakından izleyen bilim insanları ve hekimler de hazırlıksızdı. İnsanlık tarihi boyunca bölgesel ya da küresel salgınlar hep kilometre taşları olmuştur. Mesela veba feodalizmin sonunu getirmiş, ama kapitalizmin kapısını açmıştır.

İnsanın, insanlık tarihi boyunca kendi türüyle bitimsiz savaşları dışındaki en büyük mücadelesi doğayla, en büyük savaşı da mikroplarla olmuştur. Öyle ki tüm insanlık tarihi mikroplarla karşılıklı etkileşimlerimiz bakımından yeniden yazılabilir diye düşünenlerdenim.

Pandemiye kadar, homo sapiens mikroplarla savaşında, aşı, antibiyotik ve sanitasyon ile büyük başarı kazanmıştı. Bu pandemi de modern insanlığın “bilimsel süreçlerle” en yalın ve yoğun biçimde karşılaştığı tarihsel bir kırılma oldu. Ve bu ani tanışma, bilimin doğasına yabancı kitleler ile bilimi “mutlak doğrular bütünü” gibi sunmaya çalışan aktörler arasında iletişim kazasına uğradı.

“Süreç olarak bilim” ve “sonuç olarak bilim” arasındaki bu çatışma kamu önünde yaşandı. Oysa bilim salt bir bilgiler bütünü değil, bilgilere ulaşmak için kullanılan yöntem ve süreçtir. Trajedi matbaanın bulunuşundan bu yana insan kültüründeki en derin değişim olan “hikâye anlatıcılığının demokratizasyonu” olarak tanımlanan bir dijital devrime denk gelmişti. Ama kulağa eşitlikçi ve özgürlükçü gelse de ben bu süreci “dijital ortaçağ” olarak tanımlıyorum. Çünkü en somut, en örgütlü ve yıkıcı yan etkisi “aşı ve........

© Birgün