menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İbrahim Hacıosmanoğlu ve meşhur villaları

17 0
monday

Bazen bir cümle bir ülkenin tamamını anlatır. Uzun analizlere, sayfalar dolusu veriye gerek kalmaz. Çünkü o cümle, sadece söylendiği anı değil, o anın arkasındaki düzenini, alışkanlıkları ve kopuşları da ele verir.

İbrahim Hacıosmanoğlu’nun “Dünya Kupası’na gidersek futbolculara Bodrum’da villa vereceğim” sözü tam olarak böyle bir cümle. İlk duyulduğunda kulağa büyük, iddialı ve hatta “motive edici” gelebilir.

Ama Türkiye'de yaşayan herkesin içgüdüsel olarak hissettiği bir şey var: Cümle yerinde değil, zamanı değil. Hatta belki de gerçekliği yok.

Çünkü cümle, bir ödül vaadinden çok daha fazlasını söylüyor. Bu söz, Türkiye’de gerçekliğin nasıl yer değiştirdiğini gösteriyor.

Bugün bu ülkede milyonlarca insan için en temel mesele barınma. Büyük şehirlerde kira fiyatları, maaşların önüne geçmiş durumda. İnsanlar artık sadece daralmıyor, çözülüyor.

ÜLKENİN GERÇEKLİĞİ

Gençler, bırakın ev almayı, evden çıkmanın hesabını bile yapamıyor. Aileler küçülmek zorunda kalıyor, insanlar hayatlarını erteliyor. Konut, yatırım aracı olmaktan çıktı, bir hayatta kalma meselesine dönüştü.

Böyle bir tabloda, ülkenin en büyük spor organizasyonunun başındaki ismin çıkıp futobolculara villadan bahsetmesi, sadece ekonomik gerçeklikten kopuş değil, o gerçekliği inkâr etmenin en açık hali. Bu, yangın yerinde havai fişek patlatmaya benziyor. Gürültüsü var, ışığı var ama kimseyi kurtarmıyor. Aksine yangını daha görünmez kılıyor.

VİLLANIN GERÇEK KONUMU

Üstelik bu “villa” meselesi sadece bir söylem değil arkasında bir coğrafya, bir proje ve bir ilişki ağı var. Kamuoyuna Bodrum diye sunulan bu hayalin gerçek adresi, Milas sınırları içinde. Mandalya Körfezi çevresinde yıllardır tartışılan devasa bir proje alanı. Bu alan, basit bir konut projesi değil, milyonlarca metrekarelik bir turizm kenti planı. Oteller, sosyal donatılar, yapay göller ve binlerce konut…

Projenin adı geçtiğinde birlikte anılan iki temel aktör var: Net Holding ve Ali Ağaoğlu. Yani ortada bir Bodrum villası değil, Türkiye’de uzun süredir alışık olduğumuz türden, büyük ölçekli, sermaye yoğun bir proje var ve bu projenin en kritik özelliği, sadece büyüklüğü değil, bulunduğu yer.

TARTIŞMALI PROJE

Çünkü bu alanın hemen yanı başında, Bargilya Tuzla Sulak Alanı bulunuyor. Kuş göç yolları, biyolojik çeşitlilik ve ekosistem açısından kritik bir bölge. Yıllardır çevrecilerin, meslek odalarının ve yerel örgütlerin itiraz ettiği bir alan. ÇED raporları, mahkeme süreçleri, iptaller, yeniden başvurular… Bu proje hiçbir zaman düz bir yatırım olmadı hep tartışmalı kaldı.

Tam da bu yüzden, villa vaadi bu projeye bağlandığı anda mesele değişiyor. Bu artık sadece bir prim meselesi değil, bir tercih meselesi haline geliyor. Doğa mı, yapılaşma mı? Kamu yararı mı, proje ölçeği mi? Ve en önemlisi: Bu projeden kim ne kazanacak?

İşin daha da çarpıcı tarafı ise şu: Bu kadar büyük bir vaat olmasına rağmen, ortada hâlâ somut, parsel bazında netleşmiş bir tablo yok. Açık kaynaklara bakıldığında, proje alanı “çoklu parseller” üzerinden anlatılıyor ama tek tek taşınmazlara inildiğinde veri neredeyse yok. Malik bilgileri, tapu takyidatları, imar plan notları, koordinatlar… Bunların hiçbiri şeffaf biçimde ortaya konmuş değil.

Somut olarak elimizde duran tek kırıntı, 6501 numaralı parsel ve onun için alınmış bir inşaat ruhsatı bilgisi. O da tek başına bir proje bütününü açıklamaya yetmiyor. Yani ortada binlerce villadan söz ediliyor ama bu villaların hangi taşınmazlarda, hangi hukuki zeminle, hangi plan kararlarıyla üretileceği belirsiz.

Bu belirsizlik, Türkiye’de çok tanıdık. Önce proje anlatılır, sonra detaylar gelir. Hatta çoğu zaman detaylar hiç gelmez. Ama söylem büyüktür, iddia büyüktür, etki büyüktür.

Hacıosmanoğlu’nun “Kendi cebimden vereceğim” ifadesi de bu bağlamda okunmalı. Bu cümle ilk bakışta kişisel bir fedakârlık gibi duruyor. Ama Türkiye’de “kişisel” olan ile “kamusal” olan arasındaki çizgi uzun süredir bulanık. Özellikle de iş dünyası ile kamu ihaleleri arasındaki ilişkiler söz konusu olduğunda.

HACIOSMANOĞLU'NUN MEŞHUR İHALELERİ

Çünkü Hacıosmanoğlu’nun hikâyesi sadece futbol değil. Aynı zamanda büyük ölçekli kamu ihaleleriyle büyüyen bir iş insanı profili.

Sakarya Şehir Hastanesi ihalesi bunun en çarpıcı örneklerinden biri. İlk ihalenin ardından iş tamamlanamıyor, ardından milyarlarca liralık ek ihale yine aynı şirkete veriliyor ve toplam maliyet katlanıyor. Bunun yanında hastane projeleri, üniversite inşaatları ve çeşitli kamu yatırımları aynı şirketin portföyünde yer alıyor.

Bu tabloyu tek başına okumak bile yeterince çarpıcıyken üzerine bir de federasyon başkanlığı ve “villa vaadi” eklendiğinde ortaya çıkan resim çok daha netleşiyor. Bu artık sadece bir kişinin açıklaması değil, bir dönemin çalışma biçimi.

MEŞRUİYET KURMA ALANI

Futbol söz konusu insanlar için bir vitrin, meşruiyet alanı, anlatı kurma aracı.

Eskiden futbol sahada oynanırdı. Şimdi saha dışı, oyunun kendisinden daha belirleyici. Kim yönetiyor, kim finanse ediyor, kim hangi projeyle anılıyor… Bunlar, skor tabelasından daha fazla şey söylüyor.

Villa vaadi de tam olarak bu yüzden önemli. Çünkü bu söz, bir motivasyon aracı olmaktan çok, bir zihniyetin dışa vurumu. Futbolcuların gerçekten villayla motive olup olmayacağı kimsenin derdi değil. Asıl mesele, bu sözün nasıl bir etki yarattığı.

Bu söz, toplumun bir kesimine “Bakın ne kadar büyük düşünüyoruz” mesajı verirken diğer kesimine şunu hatırlatıyor: Siz başka bir ülkede yaşıyorsunuz.

GERÇEKLİKTEN KOPUŞ

Birinde kira hesaplanıyor, diğerinde villa dağıtılıyor. Birinde geçim var, diğerinde gösteri ve bu iki dünya arasındaki mesafe her geçen gün biraz daha açılıyor. Sonunda geriye şu kalıyor: Bu bir vaat değil, bir teşhis.

Türkiye’de artık sadece ekonomi konuşulmuyor. Gerçekliğin kendisi tartışılıyor: Neyin mümkün olduğu, neyin gerçek olduğu, neyin sadece söylem olduğu ve belki de en tehlikelisi şu: İnsanlar artık bu tür cümlelere şaşırmamaya başlıyor.

Çünkü alışıyorlar. Oysa asıl mesele, bu sözün gerçekleşip gerçekleşmemesi değil. Asıl mesele, bu sözün bu kadar rahat kurulabiliyor olması.

Bir ülkede yönetenler villayı konuşurken, yönetilenler barınmayı konuşuyorsa orada sadece bir ekonomik kriz yoktur, bir gerçeklik krizi vardır ve o kriz, villalardan çok daha büyük.


© Birgün