Tekno-faşizm: Eski düşmana yeni maske

Yapay zekâyı ABD ve İsrail'deki gözetim ve askeri teknolojilere entegre ederek zenginleşen Palantir, CIA fonlamasından kurucusunun Epstein bağlantısına kadar teknoloji devleri arasında en karanlık kuruluşlardan sayılıyor. Şirket, geçen hafta yayımlanan manifestoyla bu kötü şöhretini bir kez daha pekiştirdi. Yorumlar ise çoğunlukla kurucu ortaklar Peter Thiel ve Alex Karp’ın “eksantrik” kişiliklerine, karanlık ideolojilerine ve siyasete müdahalelerine odaklandı.

Bu yazının iddiası, Palantir’in (ve benzeri şirketlerin) teknoloji odaklı jeopolitik dönüşümün lokomotifi değil, daha çok kurulu düzenin sorgulanmasıyla ortaya çıkan ve sonu meçhul kırılmanın bir ifadesi olduğu yönünde.

Elon Musk, Peter Thiel, Alex Karp gibi medyatik figürler üzerinden kurulan anlatı, aslında çok eski bir düşmanla karşı karşıya olduğumuz gerçeğini gölgeliyor. Palantir manifestosu da, zamanın ruhundan bağımsız olmayan bir biçimde, faşizmi yeniden çağırıyor.

Manifesto, aslında Karp’ın yardımcısı Zamiska’yla geçen yıl yayımladığı kitabın kısa bir özeti. İlgi ekonomisi çağında kitap gözden kaçarken, bu kısa metin sosyal medyada geniş yankı buldu. 22 madde üzerine uzun analizler yazıldı, yayınlar yapıldı. Bunlara aşina olmayanlar için manifestonun kısaltılmış özeti yazının sonunda yer alıyor. Ama önce biraz geriye gidelim.

1933’TE BERLİN BORSASI VE NAZİLER:

Thomas Ferguson ve Hans-Joachim Voth, 2008 yılında yayımladıkları makalede Nazilere yakın olmanın Alman şirketleri için ne kadar kârlı olduğunu ortaya koydular. Berlin Borsası’nın toplam piyasa değerinin yarısından fazlasını oluşturan 151 şirket, Hitler’in 1933’te başbakanlığa gelişiyle Nazi Partisi’ne destek verdi. Bu destek karşılıksız kalmadı: Hisse fiyatları kısa sürede diğer firmalara kıyasla %5-8 arttı. Bazıları bugün de iş yapan şirketlerin bu destekleri karşılıksız kalmadı; hisse fiyatları kısa sürede diğer firmalara kıyasla %5-8 oranında arttı. Savaş yıllarında da yer yer toplama kamplarındaki köle işçilerden faydalanarak Alman savaş makinesi için üretim yaptılar.

Bu sırada, 1935’te Moskova’da düzenlenen Komünist Enternasyonal Kongresi’nin gündemi yükselen faşizmle mücadeleydi. Kendisi de bir dönem Nazi Almanya’sında yargılanan Bulgar devrimci Georgi Dimitrov faşizmi “finans kapitalin en gerici diktatörlüğü” olarak tanımladı.

İtalya ve Almanya’da faşist iktidarların perçinlediği dönemde Troçki de sermaye ve bu hareketler arasındaki ilişkiyi sorguluyordu. Ona göre de faşizm küçük burjuvazinin finans sermayesinin çıkarları doğrultusunda mobilize edilmesiydi. Ancak bir çelişki vardı: iktidara gelen faşist hareketler, küçük sermayeyi büyükler lehine ezen bir düzen........

© Birgün