Sessizlik rejimi: Baskıcı sistemlerde yaşam

“… Suçları coşkuyla alkışlayanlar vardı. Başkalarının zararına da olsa kendilerini yükseltmek için her olanağı kullanan fırsatçılar, kahverengi gömlekleri ve parlak çizmeleriyle kasım kasım kasılan küçük memurlar, kibirli Nazi profesörleri, hiçbir şeye inanmayan avukatlar ve en kötü yanlarını sergilemeleri için yetki verilmiş sıradan zorbalar da vardı. Ama insanların çoğu ne zorbaydı, ne ideolojik fanatik, ne de ahlaki olarak yozlaşmıştı; yalnızca düzene uyuyor, kendilerinden isteneni yapıyor, rahatsız edici şeylere gözlerini çeviriyor ve gecenin bir yarısı ansızın ortadan kaybolan insanlara ne olduğunu bilmiyormuş gibi davranıyorlardı”.

Hollandalı yazar Ian Buruma birkaç ay önce yayımlanan, “Stay Alive: Berlin, 1939-1945” (Hayatta Kal: Berlin 1939-1945) kitabında yakın tarihin en travmatik dönemlerinden birinde insanların gündelik hayatlarını nasıl sürdürdükleri sorusuna odaklandı. Nazi Almanyası’nda yaşayan herkes rejimi benimsemiş fanatiklere mi dönüşmüştü? Hitler’den nefret eden Almanlar ya da bir şekilde toplama kamplarına sürülmekten kurtulabilen Yahudiler nasıl hayatta kalmışlardı?

Bir süredir Batı’da aşırı milliyetçi sağ siyasetin yükselişi ve ABD’de Trump yönetiminin otoriterleşme eğilimleri sergilemesi bu alanda yapılan araştırmalara yönelik ilgiyi de artırdı. Bir yandan, Türkiye, Hindistan, Orban dönemi Macaristan gibi geçmişte demokrasiyi işletebilen ülkelerin otoriterliğe sürüklenmesi hakkında üretilen metinlerde artış yaşanırken, bir yandan da yakın tarihteki örnekler mercek altına alınıyor. Buruma’nın kitabı da bu nedenle medyada yer verilen kitaplardan biri.

Buruma araştırmasına Hollanda’dan alınıp Almanya’ya zorla çalışma kampına gönderilen babasının mektuplarıyla başlıyor. Babası çalışma kampında ancak burası Yahudiler, çingeneler, komünistler ve toplum dışı kabul edilen nice grup insanın yok edildiği bir toplama kampı değil; dolayısıyla göreli bazı özgürlüklere sahip ve kısmen hayata dahil olabiliyor. Buruma ayrıca, o dönemden hayatta kalanlarla yaptığı söyleşiler, ulaştığı günlükler, savaş yıllarında Berlin’de bulunan yabancıların kaleme aldığı yazılar üzerinden bir “gündelik hayat” arşivi derliyor.

Kitabın giriş bölümünde şöyle yazıyor: “… Doğru olanı yapmak isteyenler için meseleler ölüm kalım ikilemleriydi: Bir Yahudi’yi saklayarak kendi ailelerinin hayatını tehlikeye atmalı mıydılar? Nefret ettikleri rejime aktif biçimde direnmeli miydiler, ki bu karar büyük olasılıkla işkence ve ölümle sonuçlanacaktı? Bazı ahlaki tercihler belki daha az hayatiydi ama yine de çözülmesi güçtü. Tüm kültürel ve medya kuruluşlarının Naziler tarafından denetlendiği bir devlette bir gazeteci, romancı, yazar, oyuncu ya da film yapımcısı nasıl geçimini sürdürebilir ve aynı zamanda düzgün........

© Birgün