Sığınak

Aşırı zengin bir adamın, kendisi gibi güç sahibi başka adamlarla birlikte gerçekleştirdiği sapık eylemler dolaşıyor dünyanın dilinde. O ismi burada anmak istemiyorum. Çünkü mesele artık bir kişinin ne yaptığı değil; bu olan bitenin bizde neyi harekete geçirdiği. Bu dosya, ister istemez utanç üzerine düşündürüyor insanı. Utancın nasıl dolaşıma girdiğini, nasıl el değiştirdiğini, kime yapışıp kimden hızla uzaklaştığını.

Tam da bu günlerde, ‘Game of Thrones’un öncesini anlatan ‘A Knight of the Seven Kingdoms’ dizisinden birkaç bölüm izlemiştim. Dizi, gezgin ve yoksul bir şövalyenin hikâyesiyle başlıyordu; ama anlattığı şey yoksulluk değil, onurla yaşamanın bedeliydi.

Bir bölümünde sadist bir prens, sirkteki bir kadına saldırdığında bizim Gezgin Şövalye ona dersini verdiği için tutuklanır. Kendisini yargılayanlara, şövalye yemininde bütün masumları, kadınları ve çocukları korumak olduğunu hatırlatır. Bu yemin bütün şövalyeler için geçerli değil midir? Ne var ki bazı şövalyeler güç ve utanç arasında bir ikilem yaşar. Prens’in yanında yer alanlar alacakları ödüller için, Gezgin Şövalye’nin yanında olanlar ise yalnızca onurları için dövüşecektir.

Utanç ile onur........

© Birgün