Mazot bitene kadar |
Herkesin çok zeki, çok akıllı olduğu bir dünya hayal ettiğimde içim daralır. Böyle bir dünyada mizah olur muydu, canlılık kalır mıydı bilmiyorum. Ama balıkçılar kahvesine baktığımda şunu görüyorum: Buradaki en neşeli anlar, birinin başına gelen aptallığı bizzat kendisinin anlattığı anlardır. Geçenlerde bir balıkçı anlatmıştı. Motorlu kayığıyla denize açılmış, aptalca bir hata yüzünden suya düşmüş. Motor çalışıyor, kayık gidiyor. Bizim balıkçı ise suda, etrafında dönen kendi kayığına bakarak mazotun bitmesini beklemiş uzun süre. Bunu bize öyle bir anlattı ki kimse onunla dalga geçemedi çünkü en çok gülen kendisiydi.
Çoğu insan, akıllı ve tutarlı görünmeye çalışırken hayatla bağını kaybetmiyor mu? Aptal görünmekten, ciddiyetlerinin delinmesinden korkmuyorlar mı? Bu korku sosyal kaygıdan ziyade, insanın sınırlı, eksik ve kontrolsüz yanıyla yüzleşme korkusu gibi geliyor bana.
Psikanalist Ladson Hinton’ın ‘Psychological Perspectives’ dergisindeki soytarılıkla ilgili makalesinde rastlamıştım. Soytarılığın masallarda, halk hikâyelerinde, folklorik törenlerde işlevini, psikolojik anlamını ele almıştı. Soytarılık yalnızca güldüren, düzen bozan komik bir figür değildi; düzenin........