menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Kusura bakma

37 0
16.09.2026

Özel haberlerimizi ve günün öne çıkan gelişmelerini kaçırmamak için BirGün’ün WhatsApp kanalını buraya dokunarak hemen takibe alabilirsiniz.

Sabahın erken bir saatiydi. Çok beğendiğim bir kafeden kahvemi alıp dışarı çıkacakken genç bir kadın beni görmeden koluma çarptı; kahve üstüme döküldü. İşe gidiyordum; üstümün başımın haline mi, sıcak kahvenin sabahın serinliğinde vücudumu yakmasına mı üzülsem bilemedim. Sonuçta herkesin başına gelebilecek bir kaza. Ama genç kadın öylesine üzüldü, öylesine telaşlandı ki kendi halimi unutup onu teselli ederken buldum kendimi. Üstümü başımı silip yeniden kahve alırken yanımdan ayrılmıyor, ikide bir yeniden özür diliyordu. “Affedersiniz,” dedim, “soyadınız Çervyakov olabilir mi?” Anlamadı. Çehov’un ‘Bir Memurun Ölümü’ öyküsündeki küçük memur.

Çervyakov tiyatroda hapşırır. Öndeki koltukta oturan yaşlı adam kel kafasını eldiveniyle siler; Çervyakov onun bir general olduğunu o zaman fark eder. Eğilip özür diler; general “Bir şey yok” der. Perde arasında yeniden gider: “Kasten yapmadım.” General artık sinirlidir: “Ben unuttum bile, siz hâlâ aynı şeyi söylüyorsunuz.” Ertesi gün generalin kabul saatinde sıradadır. Bir gün sonra yine. General sonunda bağırır: “Defol!” Çervyakov eve döner, üniformasını çıkarmadan divana uzanır ve ölür.

Gülünç, çünkü tanıdık. Ortada bir suç yok: Hapşırık kasıtsız, general Çervyakov’un amiri bile değil; karısı bunu öğrenince rahatlar, kendisi rahatlamaz. Suçluluk yapılan bir şeye bağlanır, utanç bütün benliğe. Hapşırık bir eylem değil, bir ifşa; küçük memurun bedeni bir saniyeliğine generalin çıplak kafasına sıçramıştır. Suçun tamiri olur, utancın olmaz. Çervyakov her seferinde ifşayı suça........

© Birgün