Kar sessizliği

Şimdi de kar kapladı her yanı. Kar nedense çocuksu bir sevinç uyandırıyordu içimde. Gündelik zamanın ritmini bozduğu için mi? Saatler yavaşlıyor, planlar askıya alınıyor, acele anlamsızlaşıyordu. Yetişkinliğin o bitmeyen ilerleme zorunluluğu kısa bir süreliğine etkisini yitiriyordu. Çocuklukta zaman verimli olmak zorunda değildi; şimdi ise neredeyse her an bir amaca bağlanmak zorundaydı. Kar, bu zorunluluğa küçük ama belirgin bir itirazdı.

Kar yağdığında mekân da değişiyordu. Sokak artık yalnızca bir geçiş alanı değildi; bir yüzeye, bir boşluğa dönüşüyordu. Her şey örtülüyor; ayrıntılar siliniyordu. Üstelik kar kontrol edilemiyordu. Ne zaman başlayacağı, ne kadar süreceği, ne zaman duracağı bilinmiyordu. Tam da bu nedenle rahatlatıcıydı. Kontrol duygusunu elimizden alıyor ama kaygı üretmiyordu. Dış dünyanın talepkârlığı azalıyor, sorumluluk duygusu gevşiyordu. Kar, insanı beklemeye davet ediyordu.

Geçen hafta Béla Tarr sinemasındaki bekleyiş üzerinde durmuştum. Onun filmlerinde zaman ilerlemiyor, gelişmiyor, açılmıyordu. Sanki zaman, yavaş yavaş bozuluyordu. Tıpkı şimdi olduğu gibi. ‘Şeytan Tangosu’ filminde günler birbirini izlemiyordu; üst üste biniyor, ağırlaşıyor, sonunda ayırt edilemez hâle geliyordu. Bu yüzden beklenen şey hiçbir zaman gelmiyordu; çünkü asıl mesele gelmemesi değil, zaten gelmiş olmasıydı.

***

Bugün de benzer bir........

© Birgün