menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Dışarıda kalan

26 0
latest

Yağmur yağarken balıkçılar kahvesine sığınmış gazetemi okuyordum. Bir an içimin daha fazla keder alamadığını fark ettim. Patolojik umutsuzluğun altında gerçekçi olmayan bir umut vardır her zaman. Benim umudum, bir gün herkesin aynı dünyada yaşadığını fark etmesinden başka bir şey değil.

Örneğin zenginlerin dünyasıyla yoksulların dünyası aynı değil. Batı ile Doğu'nun da öyle. Yine de aynı gezegende, aynı havayı soluyoruz. Savaş isteyen bir Amerikalı için İran uzakta, haritada bir yer. Ama aynı kişi, kendi sokağındaki komşusuna da aynı uzaklıkta olabilir. Dünya daraldıkça, tanıdık olanın içine çekilir. Başka bir insan ise tersine, sınırını olabildiğince genişletebilir. O kadar genişler ki, tanık olduğu şeyler içini daraltabilir. Bir hayvanın acısına, hiç görmediği bir ülkenin yıkımına, kendi başına gelmiş gibi yaklaşır. Bu yüzden daha hassastır, daha kırılgandır. Daha fazla şey taşır.

Mesele iki ayrı insanın iki ayrı dünyası değil sadece. Aynı insanın içinde de iki dünya var: Biri kendine benzeyene kapanan, diğeri kendinden taşan. Hangisinin genişleyeceği, diğerini ne kadar dışarıda bırakacağımızı belirliyor. Yanan bir orman, biri için sadece ekonomik bir kayıp. Diğeri içinse sanki yanan sadece orman değil, ciğerleri. Traktörüne atlayıp alevlerin içine dalabilir, sabaha kadar sırtında su taşıyabilir. Bu iki insan aynı haberi izler, aynı görüntüyü görür. Ama bambaşka yerlerden bakarlar o görüntüye. Aralarındaki fark bilgi değil, bağ meselesidir.

Bir Batılı şöyle düşünüyor olabilir: İran bizden her anlamda uzak. Savaş mı? Jeopolitik bir mesele. Zaten ben ne yapabilirim ki? Orası başka bir dünya diyerek mesafe kurabilir. Savaşı devletler arası bir meseleye indirgedikçe, içinden de çekilir. Böylece savaş, insanların öldüğü bir yer olmaktan çıkar; enflasyonu etkileyen bir habere dönüşür. Kendi hayatıyla kurduğu tek bağ petrol fiyatındaki artış olur. Bir süre sonra da şu cümle kolaylaşır: Abartılıyor muhtemelen, her yerde savaş var.

Ama bazen bir görüntü sızar. Bir çocuğun yüzü, bir annenin sesi. O an, kurduğu mesafe kısa bir an için çözülür. Hemen ardından yeniden kurulur. Çünkü o mesafe çökerse, yalnızca savaş değil, kendi hayatı da yerinden oynayacaktır. Aynı mesafe, çoğu zaman en yakınına, komşusuna, hatta kendi hayatına karşı da kuruluyor.

Bu mesafe, o kişinin arzuladığı gibi her zaman sakin, nötr bir şey olarak kalmayabilir. Bazen insanı koruyan bir sınır gibi görünürken, aynı anda bir şiddet de üretir. Çünkü dışarıda bırakılan şeyler sadece "orada" kalmaz. Freud'un tarif ettiği gibi geri döner. Başka biçimlerde, başka anlarda. İnsan bir yere bakmamayı seçtiğinde, o yer ortadan kalkmaz. Sadece karanlığa çekilir. Ve o karanlık, eninde sonunda insanın kendi içine sızar.

Dünyanın şiddet ve eşitsizliklerle bölündüğünü biliyoruz. Bu bölünme gerçek. Ama gerçekliği, aynı dünyada yaşadığımız olgusunu silmiyor. Birilerini bizimle aynı dünyaya ait görmemeye başladığımız anda… Enkaz orada kalıyor, acı orada kalıyor, ölü orada kalıyor — ama o "orada", bir yerde bizim içimizde de açılıyor. Kapatmaya çalıştığımız kapı tam kapanmıyor. Sadece, bir süre sonra o kapının önünde durduğumuzu unutuyoruz.

Yağmur dindiğinde kendimi dışarı atıyorum. Denize bakıyorum. Umudum hâlâ orada. Gerçekçi olmayan, patolojik, inatçı.


© Birgün