menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

ZOR

13 0
yesterday

Özel haberlerimizi ve günün öne çıkan gelişmelerini kaçırmamak için BirGün’ün WhatsApp kanalını buraya dokunarak hemen takibe alabilirsiniz.

“Hayatım, bu çocuğu hiç zora alıştıramıyoruz,” diyor erkek olan. “Hayatım, biz çocukluğumuzda ne zorluk yaşadık ki Allah aşkına?” diye karşılık veriyor kadın.

Otuzlarına bile gelmemiş genç bir çift. Her ikisi de benim çocuğum olacak yaşta ve onların çocukları da benim torunum olabilir. Torunum ve çocuklarım zorluk yaşamadan büyümüş. Peki ben zorluk yaşadım mı?

Karne hediyesi olarak bisiklet değil de bilgisayar isteyen ilk neslin üyesiyim. Her ergenin kendi kabuğunu kırma macerası zorlu geçer ama geriye dönüp baktığımda büyük zorluklar anımsamıyorum. Kendi anne babamın hayatına bakıyorum. Ben doğduğumda sıfır miras ve aile katkısıyla dört katlı bir ev yapmışlardı. Babam rantiye, tüccar, hazıra konan biri değildi, o zamanın söyleyişiyle bir “sanatkar”dı ve bu minik zenginliği “tornavidanın ucundan” elde etmişti. Yanında işçiler çalışıyordu, Mudanya ve Kurşunlu’da her pazar birine gidip piknik yaptığımız “ileride değerlenecek” arsalarımız vardı. Yetmişli yıllarda komşularımızla otomobillerimize atlayıp konvoy oluşturarak, güney illerine tatile gidiyorduk. Annem ve babam ben doğmadan önce zorlanmışlarsa bile ne kadar zorlanmış olabilirlerdi?

Her ruh farklı bir bedene can veriyor. Herkes kendine göre türlü dezavantajlar yaşıyor. Ben “Bursalı, sünni, hanefi bir Türk erkeği” olarak büyüdüm. Doğuştan bana verilen bu tanımların ne büyük bir avantaj olduğunu, “Dersimli, alevi, Kürt bir kadın”la tanışınca anladım. Kimsenin zorluklarını küçümseme veya yok sayma derdinde değilim. Hatta kalemin şehveti veya yaşımın gereği olarak geçmişte kendi yaşadığım zorlukları da fazla hafife aldığımın farkındayım.

Kendileri pek zorluk yaşamamış ebeveynler çocuklarına nasıl “zorluklar” çıkartabilir? Kurgulayacakları her zorluk bir simülasyon olmaktan öteye geçebilir mi?

Yirminci yüzyılın başında tetanos, boğmaca, difteri aşıları peş peşe keşfedildi, çiçek ve kuduz aşıları çoktan alıp yürümüştü. Bitmeyen savaşlar nüfusu en korkunç biçimde “dengelese” de, tıptaki gelişim düşünürleri aynı kehanette birleştiriyordu: “Savaşlar bitecek ve nüfus hızla artacak. Dünyada bu........

© Birgün