Sabahçı kahvesi |
“Uyan” dedim. “Güneş doğmak üzere, kaçırma...”
Ellerimizde önceden hazırladığım kahve kupaları, pencerenin ardından ve son kez, sarmaş dolaş izledik. Güneşin doğuşu kadar eşsiz bir klişeydik şimdi. Bir martı ufuk çizgisinde uçtu. Sarıldık, öpüştük, koklaştık.
Kapıdan çıkana kadar iki kez daha yatağa döndük. Mutluluk, tutku, aşk, acı... Dört denizin birleştiği bir denizde su altında dans eder gibi. Sonra nasılsa asansöre binebildik ve asansörün aynasında yıllardır olduğu gibi bir kez daha selfie çektik.
“İnsanlar kendi fotoğraflarını genelde beğenmez ama eskiden beğenmediği eski fotoğraflarını bir gün beğenmeye başlar. Bunun nedeni o fotoğraftaki kişinin artık ‘kendisi’ olmaması olabilir mi?” diye sordu. Veya soru şeklinde söyleyerek yükü üstünden attı.
“Eskiden noktayla bitecek cümlelere soru işareti konulmazdı” dedim.
“Eskiden herkes avukattı, şimdi herkes savcı” dedi gülerek.
Asansör durdu ve bir an ikimiz de “Acaba tekrar yukarı mı çıksak?” der gibi baktık birbirimize. Keşke çıksaydık ve hiç inmeseydik.
Arabaya binerken, “Eskiden de eskiden daha zeki olduğumu düşünürdüm.” dedim. Oyunun yolculuk boyunca devam edeceğini hissedip gülümsedi.
“Eskiden buralar hep dutluktu” dedi. İkimiz de güldük.
“Eskiden” dedi. “Restoranda para hesabı yapardım. Şimdi kalori hesabı yapıyorum...”
“Eskiden on bira içerdik bana mısın demezdik.” dedim ama bu cümle diğerlerinin yanında çok düz kaldı.
“Eskiden sokakta güzel kızlar görünce sana çaktırmadan onlara bakardım. Şimdi ‘ah yavrucaklar, karınları açık geziyorlar, hasta olacaklar’ diyorum,” dedim.
“Eskiden biriyle kavga edecek gibi olduğunda ya döversin ya da dayak yersin diye düşünürdüm. Şimdi böyle bir şey olsa öleceğinden korkuyorum.” dedi, elimi tutup.
“Ben öyle kavga eden biri değilim yahu. Tüm ömrümde kaç kez olmuştur?” dedim elini sıkarak.
Kırmızı ışıkta durdum, yanımıza içinde yüksek sesle rap müzik dinleyen beş bitirim delikanlının olduğu bir araç yanaştı. “Şimdi bunlarla bir dalaşsam arabadan çıkıp beşi birden bana saldırır. Araya girsen sana da vururlar. Eskiden böyle bir şey yoktu biliyor musun? Teke tek kavga edilirdi. Hatta taraflardan biri ötekinden fiziksel olarak bariz üstünse teke tek bile kavga edilmezdi.”
“Şimdi beşi birden saldırıyor,” diye benim cümlemi tekrarladı.
İş yerine vardık. Tam karşıma oturdu. Saçlarını sevdim, gözlerine baktım. Yükselen güneş yüzüne vuruyordu. Bir martı pencerenin pervazına konup bize baktı. Öğle yemeğine kadar somurtarak ekranlarımızı, gülümseyerek birbirimizi izledik.
“Eskiden öğleye kadar ‘eskiden’li cümleler kurma oyunu oynardık ama artık yeniden bir şeyler yapmanın zamanı geldi...” dedi simidinden bir ısırık alarak. Öğle arasını kapalı bir yerde geçireceğimize deniz kenarında çay simit yapmaya karar vermiştik.
“Yeniden cümleler kurmak eskiden olduğu kadar kolay değil...” dedim.
“Bak bu Instagramlık oldu,” dedi simidin bir parçasını yanımızda dolaşan martıya uzatarak. “Bu martı sabah ofisin penceresine gelen martı, fark ettin mi, gagasındaki şu ize bak, aynısı... Böyle bir şeyin olma ihtimali kaçta kaçtır?”
Öğleden sonra vakit çabuk geçti. Eve gitmeden Arnavutköy’de rakı içelim dedik. İçince de efkar bastı, gözlerimiz yaşardı. Pencereye yaklaşan her martıyı bizim martıya benzettik ama zaten hepsi birbirine benzer bunların. İçtikçe zihnim Bir Gün Tek Başına’daki Kemal’in zihni gibi bulandı.
Meyhaneden çıkınca arabaya binmedik. Karanlık sokaklarda yürümeye başladık. Kitap devam etti, karanlık sokaklarda öpüştük. Tekelden bira aldık, ayaklarımız bir türlü eve gitmedi. Şehir çekildi, sokaklarda biz kaldık, bir de kediler, bir de yukarılardan bizi izleyen martılar.
“Eskiden yeniden doğardık ölümlerde” dedi ve ağlamaya başladı.
Bir sabahçı kahvesine çöktüm. “Arabeski aşağılardım,” dedim. Cümleye “eskiden” diye başlamadım, bir klişeyi daha kaldıracak gücüm kalmamıştı. Kimse de karşılık vermedi zaten.
Sadece kahveci “Çay iki mi abi?” diye sordu. Ama bu bir soru değildi aslında.