menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Barışın ertelenen zamanı

56 0
24.10.2026

Barış ertelendiğinde yalnızca silahların susması gecikmez. Kimin bekleyeceğine, kimin karar vereceğine ve ortak geleceğin hangi koşullarda kurulacağına da karar verilir. Türkiye’de Barış ve Demokratik Toplum Süreci etrafındaki temel gerilim, atılmayan adımlardan ibaret değil. Asıl mesele, silahların bırakılmasının hangi siyasal değişimle tamamlanacağı ve bu değişimin koşullarını kimin belirleyeceği. Barışın ne zaman kurulacağı kadar, nasıl bir siyasal ilişkiyi mümkün kılacağı da tartışmanın merkezinde.

Silahsızlanma yönünde adımlar atıldı, Meclis’te çerçeve yasa kabul edildi. Ancak silahların bırakılmasıyla Kürt meselesinin demokratik çözümü arasındaki ilişki henüz açıklığa kavuşmuş değil. Yasa, belirli koşulların gerçekleşmesinin ardından uygulanacak hukuki işlemleri tanımlıyor; çatışmayı tarihsel olarak üreten siyasal ilişkilerin nasıl değişeceğine ilişkin kapsamlı bir çerçeve ise ortaya konmuş değil. Silahsızlanma sonrasındaki hukuki işlemler belirli koşullara bağlanırken demokratik dönüşümün kapsamı ve takvimi belirsiz kalıyor.

Mehmet Uçum’un süreci “çözüm süreci” değil, “geçiş süreci” olarak tanımlaması bu ayrımı görünür kılıyor. Geçiş kavramı kendi başına kapsamlı bir barışın karşıtı değildir. Silahlı çatışmadan siyasal ilişkilere yönelmek, çatışma çözümünün bir aşaması olabilir. Belirleyici olan, geçişin hangi hedefe yöneldiği, neleri kapsadığı ve tamamlandığına kimin karar verdiğidir.

Uçum’un demokratik reformları ve yeni anayasa çalışmalarını geçişin tamamlanmasından sonraki bir aşamaya yerleştiren yaklaşımı, tartışmayı bir adlandırma meselesinin ötesine taşıyor. Silahsızlanmanın koşulları somutlaştırılırken demokratik dönüşümün daha sonraya bırakılması, iki sürecin aynı anda ilerlemediğini gösteriyor. Bir taraftan yerine getirilmesi beklenen yükümlülükler bugünden tanımlanırken diğer taraftan devletin hangi değişimleri üstleneceği geleceğe bırakılıyor. Böylece geçişin sınırlarını belirleme yetkisi de büyük ölçüde devlette kalıyor.

Buradaki mesele, bütün değişimlerin aynı anda gerçekleşmesi gerektiği iddiası değil. Aşamaların birbirini izlemesi mümkündür. Ancak ilk aşamanın yükümlülükleri açıkça belirlenirken ikinci aşamanın başlangıcı belirsiz koşullara bağlanırsa geçiş, demokratik dönüşüme açılan bir yol olmaktan çıkıp dönüşümü ertelemenin aracına dönüşebilir. Geçişin tamamlandığını ilan etmek ile barışın toplumsal ve siyasal koşullarını oluşturmak aynı şey değildir. İlkini mümkün kılan ölçütler açık, ikincisini güvence altına alan irade ve mekanizmalar belirsiz kaldığında, aşamalar arasındaki sıra tarafsız bir takvim olmaktan çıkar.

Çatışma çözümü, silahların susmasını sağlamakla tamamlanmaz. Şiddeti sona erdirmek ile şiddeti yeniden üreten siyasal koşulları değiştirmek birbirine bağlı, fakat farklı hedeflerdir. Silahsızlanma ikinci hedefin önünü açabilir; onu kendiliğinden gerçekleştiremez. Kimlik ve dil hakları, siyasal temsil, eşit yurttaşlık, özgür örgütlenme ve ortak karar süreçlerine katılım gibi........

© Bianet