Metiner: SDG’nin İmralı’nın mesajlarına, Şara’nın da 10 Mart Mutabakatı’na uyması şart
Suriye’nin ikinci büyük kenti Halep’in kuzeyinde bulunan Kürt mahalleleri Şeyh Maksud/Şêx Meqsûd ve Eşrefiye’deki çatışmalar dördüncü gününde sürüyor.
Geçici Şam Yönetimi’ne bağlı güçler, gece boyunca yaşanan şiddetli çatışmaların ardından Eşrefiye ve Beni Zeyd mahallelerinin büyük bölümünü ele geçirdi. Suriye Savunma Bakanlığı, söz konusu gelişmenin ardından bölgede geçici ateşkes ilân edildiğini açıkladı.
Halep Enformasyon Müdürlüğü, Kürt güçlerinin hafif silahlarıyla birlikte Suriye’nin kuzeydoğu bölgelerine nakledileceğini duyururken, Şeyh Maksud ve Eşrefiye Genel Meclisi “seferberlik” kararı aldığını açıkladı.
Suriye’deki çatışmalara dair sorularımızı yanıtlayan eski AKP Milletvekili ve Demokrasi ve Birlik Derneği/Vakfı Genel Başkanı Mehmet Metiner, “Türkiye’deki süreç devam ediyor. Bugün başlayan çatışmalar yarın öbür gün sonlanır. Yeniden masaya dönülür. O yüzden ben tarafları düşmanlaştıran ve iç savaşı derinleştiren bir dilden herkesin uzak durması gerektiğine inanıyorum,” değerlendirmesinde bulundu.
Metiner, çatışmaların Türkiye’deki sürece olası etkisini ise “Şayet SDG, Öcalan’ın talimatına rağmen Türkiye’deki sürecin bozulmasına yol açacak bir yanlışlıkta ısrar ederse o zaman, Öcalan’ın bir hükmü kalmamış demektir. Bu süreç Öcalan üzerinden yürüyen bir süreç çünkü. Sorunun çözümü ve barışın inşası için her türlü yetkiye ve güce sahip olduğunu söyledikleri kurucu liderlerini dinlemeyen bir örgütün zaten güvenirliği de biter. Süreç orada sona erer,” sözleriyle açıkladı.
Şam ile Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasındaki görüşmeler sürerken Halep’te yaşanan son gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?
Görünen o ki Şam yönetiminin SDG ile veya SDG’nin Şam yönetimiyle 10 Mart Mutabakatı çerçevesinde anlaşmasını birileri istemiyor. Bu istemeyenlerin her iki kesimde de etkin olduğu anlaşılıyor. İçeride başlatıp kararlılıkla sürdürdüğümüz sürecin başarıyla son bulması halinde Türkiye’nin tarih sahnesine güçlü bir biçimde çıkmasını istemeyenler, Suriye sahasında bir kez daha süreci sabote edecek kanlı girişimlerde bulunuyorlar.
İstiyorlar ki bir iç savaş çıksın, süreç bozulsun. Suriye kolaylıkla yönetilebilir ve hükmedilebilir güçsüz ve paramparça bir Suriye olsun ve Türkiye de kendi iç sorununu çözerek oyun kurucu güçlü bir aktör olmasın. Bunda hangi güçlerin menfaati varsa bilesiniz ki bu çatışmanın failleri de onlardır. Aklı olan o güçlerin oyununa gelmez. Bir iç savaş senaryosunun son kertede herkese kaybettireceğini bilir.
Çatışmaların artmasında ABD ve İsrail’in rolünü nasıl değerlendiriyorsunuz?
O güçlerin etki ajanlarını sadece bir tarafın içinde arayanlar yanılırlar. Tarih bize göstermiştir ki tarafları birbiriyle vuruşturarak güç devşirmek isteyen güçler tarafların içine sızmayı da en iyi biçimde başarırlar. İsrail kendisi için tehdit oluşturacak bir Suriye olsun istemez. En önemlisi Türkiye’nin kontrolünde veya Türkiye ile işbirliği içinde güçlü bir Suriye olsun hiç istemez. Türkiye’nin kendi kanlı sorununu çözerek, yani Türk-Kürt ittifakını kurarak iç cephesini her anlamda ve alanda tahkim etmesini sağlayarak bölgesel ve küresel bir güç olmasını hiç istemez. ABD İsrail’i gözden çıkarmaz. Suriye’nin İsrail için tehdit unsuru olabilecek ölçekte güçlenmesini istemez. Suriye’nin kendisine bağımlı ve güdümlü olmasını ister. Suriye’de başlayacak bir iç savaşı bitiren bir ülke olarak Suriye’nin tüm iplerini elinde tutmak ister.
O yüzden çatışmaların başlamasına bir süre göz yumsa bile çatışmaların kendi müdahalesiyle son bulmasını sağlamak ister ki Suriye’de asıl kurucu aktör olduğunu herkes bilsin. Başta yönetim olmak üzere diğer tarafların her koşulda kendi gücüne yaslanmadan ayakta kalamayacakları inancını yerleştirmek ister. ABD, Türkiye’nin kendisine rağmen güç kazanmasını, hele de İsrail’i tehdit edecek düzeyde Suriye’de başat bir aktör olmasını istemez. Kendi iç sorununu çözen güçlü bir Türkiye’nin kendi politikalarına hiçbir şekilde boyun eğmeyeceğini bilir. Ne Türkiye’yi kaybetmek ister ne de Türkiye’nin güçlenmesini ister. SDG bu oyun planında gerektiğinde kullanılabilecek bir oyuncudan ibarettir, ABD ve İsrail için. Şara ekibi de o güçlerin gözünde bir oyuncudur. İşlerine yaradığı sürece birini diğerine yakınlaştırır veya birini diğerine vuruştururlar.
Şu an ikincisini deniyorlar. Evvela savaştırıp sonra tümünü kendilerine koşulsuz boyun eğen aparatlara dönüştürmek istiyorlar. Bu oyunu ancak süreci başarıya taşıyarak bozmak mümkün. Bunun için SDG’nin İmralı’dan giden mesajlara uygun davranması ve kulağını o güç odaklarına tıkaması şart. Şara’nın da 10 Mart Mutabakatı’nda altına koyduğu taahhütleri yerine getirmesi şart. Türkiye’nin sorun çözücü ve herkese kazandırıcı gücüne SDG’nin inanması şart. SDG’nin Türkiye’nin güvenlik kaygılarını gidermesi ve Şara’nın da diğer tüm bileşenlerin güvenini kazanacak adımlar atması şart. Yeni Suriye’nin bu demokratik güven temelinden oluşacağının yeni bir anayasayla ilanı olmazsa olmaz bir öneme sahip.
Çatışmaların Türkiye’deki süreç üzerindeki olası etkilerini nasıl ele alıyorsunuz?
Halep’te başlayan çatışmalar topyekûn bir savaşa dönüşürse elbette süreç bozulur. Sürecin bozulmasını dış aktörler kendi bölgesel çıkarları için istemez ama istediği şekilde sonlanmasını sağlamak ister. ABD’nin bölgesel güvenlik mimarisinde İsrail merkezi bir öneme sahip. İsrail-Suriye işbirliğini sağladıktan sonra Suriye sahasında adım adım İsrail-Türkiye işbirliğini de teminat altına almak ister. SDG bu açıdan vazgeçemeyeceği bir önemli koz.
SDG’den vazgeçmesi halinde SDG’nin Rusya ve İran tarafından kendi güvenlik mimarisine tehdit oluşturacak bir biçimde kullanılabileceğine inanır. Her tarafı idare eden ve her tarafı kendine mecbur bırakan bir siyaset izliyor ABD. O yüzden Suriye sahasının evvela karıştırılması, sonradan kendisi tarafından düzene kavuşturulması siyasetini izliyor. Kendi kontrolünde bir Türkiye ve Suriye olsun istiyor. Ama bunu güçlü bir dostluk ve dayanışma iddiasıyla yapıyor.
Bazı mecralarda ve sosyal medyada bu yönde yapılan yorumlarla ilgili ne düşünüyorsunuz?
Başlattığımız bir süreç var. Sayın Cumhurbaşkanımızın deyimiyle, son düzlüğüne getirdiğimiz bir süreç var. Benim tezim en........
