We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Yılmaz Güney, Ahmed Arif ve…

33 0 0
02.07.2022

Bizim tuhaf ve bahtsız ülkemizde nedense işleriyle topluma mal olmuş şahsiyetlerin büyük çoğunluğu öldükten sonra daha çok anılır, üzerine konuşulur. Bu durum başka ülkelerde böyle midir? Hiç bilmiyorum.

Tabi bunun kimi istisnaları olsa da genel olarak böyle! İşte, belki bu istisnalardan ikisidir; Yılmaz Güney ile Ahmed Arif. İkisi de yaşadıkları dönemde hayli ünleri olan şahsiyetlerdir. Bu ünleri ölümlerinden sonra da süredurmuştur.

İkisi de on yıl arayla Nisan doğumludurlar. İkisi de kara yazgının bir kâbus misali üzerine çöktüğü coğrafyanın, arada bir saatlik mesafe olan ama aynı şehirle de ayrı zamanlarda yolları kesişen iki adamdır. Diyarbakır ve Siverek.

Bu iki kadim şehrin yanıbaşında Yukarı Mezopotamya’nın platosu ve eski bir volkan olan Karacadağ vardır. Dağın püskürttüğü lav ateşi zamanla taşlaşacak ve dağın yanıbaşındaki şehirlere kimlik katacaktır. İşte bu kimliktir ki “adamı, adam eden.”

Ahmed Arif’in şiirindeki muktedir, vakur, sınır tanımaz, hep meydan okuyan dil ile Yılmaz Güney’in filmlerindeki tek kişilik “halk kahramanlığı” o ateşin taşa dönüşmüşlüğüne şekil verişin somut göstergeleridir adeta. Sanki o siyaha çalan koyu gri bazalt taştan almışlardır bütün yaratıcı kudretlerini.

Arif’in şiiri ile Güney’in oyun gücü sanki o kederle yoğrulu coğrafyanın kaderine çok güçlü birer isyandır. İkisi de bunun farkındadır. Ve birbirlerinin de farkındadırlar. Yılmaz Güney, Arkadaş filminde Melike Demirağ’a “terketmedi sevdan beni”yi okuturken, kendisi mahpusluğu içeriyi anlatan “içerde” şiirini okur.

Eril bir muktedirlik vardır ikisinde de. Erkek egemen bir edaları vardır. Biri şiirinde “Erkekçe olsun isterim / dostluk da düşmanlık da...” derken, öbürü olmadık bir sahnede kadına tokadı kondurmayı normal ve sıradan sayar. Bugünün penceresinden o elli yıl öncesinin dizelerine ya........

© Bianet


Get it on Google Play