İzmir’in mazereti yok: Kadınlar dayanışırken kurumlar nerede?

İzmir Barometresinin amacı emsallerinin yaptığı gibi İzmirlilerin gündemini tekrarlanan anketlerle belirlemek ama, Bir Arada Yaşarız Eğitim ve Toplumsal Araştırmalar Vakfı BAYETAV tarafından gerçekleştirilen barometre, kadınlar açısından başka önemli durumlara dikkat çekiyor.

Barometrenin nicel verileri kadınların şiddete uğradıklarında en güvenilir kurum olarak güvenlik güçlerini gördüklerini belirtmekle beraber (`), derinlemesine görüşmelerde bununla çelişen anlatılarla karşılaşılıyor.

Sorunun sistemik olduğunun farkında olan bir katılımcı, “Bir şey gelse başıma polisi arar mıyım bilmiyorum çünkü polise de güvenmiyorum. Yani şikayet etsem ne polisin ne de hakimin bana inanacağına ya da beni koruyacağına güvenmiyorum” derken, bir diğeri “Polislere güvenilirlik, şöyle, mecburum. Yani benim başka bir yolum yok. Tabii ki yani benim gerçekten hakkımı savunup beni temsil edebilecek bir kurumun olduğunu bilirsem önce ona da başvurabilirim” diyerek güvenden değil, seçeneksizlikten güvenlik güçlerine gidildiğini dillendiriyor. Dolayısıyla kadınların şiddete uğradıklarında başvurulacaklar arasında barolar gibi meslek örgütleri ve kadın dernekleri dahil sivil toplum örgütlerini çok düşük oranlarda anmaları, yerel yönetimlerden ise sadece yüzde 3 oranında destek beklenmesi de önemli veriler. Burada en çarpıcı verilerden birisi de düşük gelir gruplarından gelen kadın katılımcıların kadın örgütlerinden “neredeler hani bizim oralara yolları hiç düşmüyor” şeklindeki şikayetleri.

“Beyazlık”, “ulusalcılık” ve “sekülercilik”le adları anılan İzmirli orta sınıf kadınların basmakalıp temsillerinden birisinin, kendileri gibi olmayanlara “ayar çekebilirlik” şeklinde karşımıza çıktığını biliyoruz. Bu temsil ile çeliştiğini bir çırpıda söylemek mümkün olmamakla birlikte, barometrenin niteliksel verileri bize özellikle erkek tacizleri veya şiddeti söz konusu olduğunda örgütlü olmasa da kendiliğinden bir bireysel kadın dayanışmasının sınıfları çapraz kesecek şekilde ortaya çıktığına dair örnekler sağlıyor.

Bir katılımcı, “İzmir'de kadın kadını destekliyor… Kadın eğer tacize uğruyorsa, arkasında‌ ‌ bütün kadınlar birlik olup o adamı oradan indirebiliyorlar” diyor. Bir diğeri ise kendi duruşunu, ‌ “…mesela ben çevremde, otobüste olsun, başka bir yerde rahatsız edilen bir kadın gördüğümde, yanındaki erkek acaba onu rahatsız ediyor mu diye dikkat ediyorum…benim görevimmiş gibi sanki o kadını korumak” şeklinde ifade ediyor. Bir diğer genç kadın da, sevgilisi olan erkeğin hoşlanmadığı bir konudaki ısrarı karşısında, bunun tanığı olan “bir ablanın”, önce “kız istemiyor, yapma” diye nasıl araya girdiğini, “benim kız arkadaşım sen karışma” cevabını alınca da, onu durdurmak üzere sevgiliye nasıl çantasıyla vurduğunu aktararak, bundan memnuniyetini “artık erkek arkadaşım, benim elimi kaldırmamdan bile korkuyor. Çok mutluyum” dillendiriyor.

Özetle, katılımcılar örgütlü bir kadın dayanışmasından söz edilmese de –kamusal alanda sözlü veya fiziksel erkek şiddetine maruz kalan kadınların olay anında etraflarında bulunan kadınlar tarafından kollanıp korunmaları gibi bir kendiliğinden gelişen duyarlılık ve dayanışma ile karşılaşılıyor.

Bu da gençlik sorunlarını odağına alan Bahar 2025 Barometresinde 16 Mart sonrası gelişen siyasal iktidar karşıtı protesto eylemlerine katılan gençlerin tasvir ettiği “koruyucu, kollayıcı, kendilerine su veren, polise karşı kendilerini koruyan, İzmirli teyzeler” imgesiyle örtüşüyor. Kanımca bu bireysel tepki şeklinde ortaya çıkan kadın dayanışması, bir yandan toplumsal cinsiyet eşitliği ve ayrımcılık karşıtlığı kadınların farkındalıklarının artmış olması, diğer yandan konunun siyasal iktidarın politikalarıyla -ikinci örnekte daha çok olmakla birlikte- ilişkili.

Ancak bununla çelişir gibi görünen bir verisi daha var barometrenin, İzmirlilerin genelinde, bu arada kadınlar için de “feminizm” en uzak durdukları ideoloji olarak karşımıza çıkıyor. Bunun nedenleriyle ilgili derinlemesine değerlendirme yapılabilmesi için daha fazla veriye ihtiyaç var ama bu üzerine düşünmemize engel değil.

İzmirli kadınlara ilişkin “özgür ve güçlü” oldukları yönündeki mit, kadınları simgesel olarak yüceltirken, her tekrarlandığında dolaylı olarak bir tekinsizliğe de........

© Bianet