menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Uranüs, Jüpiter, Mars ve egemenlik

13 0
saturday

Hayatımızdaki dertler değişmese de hiç olmazsa takvim değişti diyerek neşelendik. Hafta sonunu uzun sürmüş bir yeni yıl gecesi olarak geçirmeye karar verdim.

Kendimi eve kapatıp battaniyenin altında mayalanmaya bıraktım. İhtiyacım olan her şeyi kol mesafesine yerleştirdim ve durarak dinlenip neşelenmeye başladım. O arada bencillik etmeyeyim, diline, kültürüne bayıldığım İran’da yoksulluktan bunalan halkın miladi takvim döngüsü yerine uğraştığı ciddi işlerle de ilgileneyim, dedim. Gözümde gözlük, bir telefona, bir televizyona bakıp haber almaya çabalarken içim geçmiş, uyuyakalmışım.

Kendimi mayalanmaya bırakmışken o kadar habere maruz kaldığımdan mıdır nedir çok saçma bir rüya gördüm. En son paralel evrenden gelen şehzadeler rüyası görüp bu kadar etkilenmiştim.

Rüyamda kafamın üstünden pata pata helikopterler geçiyor. Pervanenin rüzgarı yüzüme değiyor, kafamı eğiyorum; bir yandan da bunlar nereye gidiyor, diye bakıyorum. Helikopterden ip sallandırmışlar, birileri ipin üstünden boncuk gibi aşağı iniyor. Nereye iniyor bu adamlar acaba demeye kalmadan derlenip toplanıp gidiyorlar. Sonra fark ediyorum ki olaylar Venezuela’da geçiyor. Kendi kendime “Maduro’yu aldılar”, diyorum. Diyorum ama bir yandan da kendime kızıyorum. “Saçmalama! Devlet başkanı öyle küfe gibi omza atılıp götürülür mü?”

Ben kendimi fırçalarken bu sefer ABD Dışişleri Bakanını görüyorum. Diyor ki “Bundan gayrı bizim şirketler yönetecek burayı. ABD Şirketler Konfederasyonunun şubesi yaptık burayı. CEO atayacağız!” Kendime kızmayı bırakıp rüyada olmanın verdiği cesaretle adama bağırmaya başlıyorum. “Nereye götürdünüz adamı? Ne demek bizim şirketler yönetecek burayı! Delirdin galiba!”. Adam camgöz köpekbalığı gibi bakarak diyor ki “Elimizde mahkeme kararı var!”

Bunca yılın CSI dizisi izleyicisiyiz tabii, yer miyiz bu numaraları? Hemen “arama emrini göster”, diyorum. Kötü kötü gülüp gidiyor. Sonra durumu biraz anlar gibi oluyorum, “Eh bizde de kayyım var ya o hesap işler herhalde bunlar” diyorum. Diyorum ama yine de bir saçmalık var tabii, durum tam aynı değil sanki.

O arada arkadan bir ses gelmeye başlıyor. “Maduro’yu burada kimse sevmezdi, esnaf olarak biz de kendisinden memnun değildik” diyen birinin ekrana sığmayan yüzünü görüyorum. Rüyam iyice saçma bir hal alıyor, çünkü adam Türkçe konuşuyor, ekranda “Venezuela’daki Türk Dönerci” yazıyor.

Sıkıldım rüyadan, uyanmaya gayret ediyorum, ama başaramıyorum. Öyle olunca teslim olup adamı dinlemeye başlıyorum. Venezuela Dönerci Esnafı Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği Başkanı imiş, büyük yatırımlar yaparak Türkiye’nin dünyada tanınmasına da hizmet ediyorlarmış.

Venezuela’da sistem kötüymüş, dernek seçimlerine müdahale edilmiş, o nedenle Maduro’nun gidişini kutlamak için bir kilometre uzunluğunda döner tezgahı kurup halka döner dağıtacaklarmış. “Kuru kuru yenmez o, ayrancı derneği yok muymuş, onlar da katılsın, öğün güzelleşsin” diye söylenmeye başlamışken ekran yine kırmızı kırmızı yanıp sönmeye başlıyor. “Rüyadan uyanma sinyali bu Özgür, uyan artık!” diyorum, ama olmuyor.

“Maduro’nun başına geleni haftalar önce yazan biri vardı. Şimdi konuğumuz meseleyi aydınlatacak”, diyor sunucu. Benim kafam rüyanın içinde bile olsa bir gidip geliyor. Olan oldu, bunu da dinleyeyim bari diyorum. Efendim meğer Venezuela Mars’ın dikine gelmiş.

Mars ile Jüpiter’in dik açısına denk gelince böyle topu doksana takıp alıcı kuş gibi kapıp götürüyorlarmış kişileri. Bunlar hep Venezuela’nın haritasında görünüyormuş, beklenen olmuş. Mars’ın dikine gelecek kimi ülkeler haritada görünüyormuş, ama söylemek istemiyormuş. 2026 yılı Uranüs, Jüpiter ve Mars’ın yatayına, dikine gelenlere göre bir hayli hareketli geçecekmiş. O an uyanır gibi oldum, ama rüya tatlanmaya başladığından bu defa ben içinden çıkmak istemedim.

Uyurken gülümsediğimi fark ettim. “Egemenliğin kaynağı Mars’ın açısında saklıymış meğer” dedim, bana bir rahatlık geldi.

(ÖE/EMK)

Yıl yavaş yavaş kendi döngüsünü tamamlıyor ve gelen yıl tüm yaşanmamışlığıyla yeni olanı heybesinde getiriyordu. Yeni bir yüz yılın ilk çeyreğini geride bıraktığımız anlamına geliyordu bu.

Gerçi çürüyen kapitalizm yarattığı kaynak kriziyle, savaşlarla, önlenebilir ölümlerle, her türlü ayrımcı ve ötekileştirmeyi yeniden yeniden üreterek bu yüzyılın ilk çeyreğine taşıyıp yaşadığımız çağı oldukça sorgulatıyor. Bu durum aynı anda düşünsel bir çölleşmeyi de doğuruyor. Bu çölleşme her alanda kendini gösteriyor ve yeniliyor. Geçtiğimiz günlerde Cem Yılmaz’ın yaş ayrımcı ve cinsiyetçi söylemleri bu çölleşmenin mizaha yansımasını düşündürdü. Sonra o yansımanın ötekileştirilen kesimler üzerinde nasıl bir etkisi olduğunu.

Bir dönem neyin mizah kapsamında değerlendirilip değerlendirilmeyeceği, mizahın bir sınırının olup olmadığı üzerine tartışmalar yürüyordu.

Tabii Cem Yılmaz’ın 2026 yılında, 1998 yılından kalma esprilerini soslayıp tekrar piyasaya sürmesi, alıştığımız üzere bu esprilerin de cinsiyetçilik içermesi bu tartışmaları yeniden gündeme getirdi. Kendi adıma Yılmaz’ın böyle bir konuyla gündeme gelmesine şaşırmadım.

Her şeyde olduğu gibi mizah alanında da bir tekelleşmenin olduğu, kendini güncellemeyen ve halkın içinde olmadığı için o damardan beslenemeyen, mizahçıların ya da senaristlerin politik alana dair söz kurmaktan çekindiği bir yerde; önümüze konan şey bir üretim değil var olanın farklı biçimlerle yeniden sunumu olur. Bu sunumun eleştirel yönü de ötekileştirilen kesimler üzerinden geliştirilen ayrımcı içeriklerdir. Sonuçta bu daha az riskli bir yöntemdir.

Ne güzel ki artık öyle değil. Artık cinsiyetçi söylemler bir şekilde eleştirilip toplum tarafından mahkum ediliyor. Aslında henüz mahkum edilemese de zihinlerde çentikler açıyor. Her şeyin olduğu gibi mizahın da politik olduğunu düşünürsek, zaten bu konuda oldukça geç kalındı. Olsun.

Başlanmış olması önemli. Elbet mizaha yönelik sansür ya da otosansürü savunmuyorum ama ayrımcılığı derinleştiren bir mizah anlayışını da kabul etmiyorum. Çünkü mizah alanında tekelleşen isimlerin çoğu yıllarca cinsiyetçiliği, LGBTİ ........

© Bianet