Promptır operatörü mü olsak?
Siyasetçiler için “promptırsız konuşma” başlı başına bir beceri olarak kabul edilir oldu. Böyle konuşabilenler “serbest gezen organik siyasetçi” diye anılıyormuş. Diğerlerinde konuşmanın temposu hep aynı, malum. Özellikle daha küçük salonlarda yapılan konuşmalarda belirlenmiş anlarda es vererek bir sağa bir sola doğru bakılarak hitap edilmesinin nedeni de bu promptırlar. Metin iki yana yerleştirilmiş camların üzerinden akıyor, biz de “hafızaya bak be” diyerek izliyoruz. Sadece bizde değil, her yerde var. İyice dikkat ettim, en geniş camlar Trump’ta. Üstelik onun önünde bir de kurşungeçirmez cam kafes var. Camdan metni okuyup, camdan kafeste dans ede ede takılıyor.
Bu teknoloji daha önce de vardı tabii. Kamera kadrajlarının bu denli hassas takibinin yapılmadığı zamanlarda siyah kutu olarak görünen bu aletler zamanla şeffaflaştı. Bizim baktığımız taraftan boş cam gibi görünenin diğer yüzünde cümleler akıyor. Ama kadrajlar öyle bir ayarlanıyor ki bu camlar bile görünmüyor.
Ben de bir ara kafayı taktım, konuşma yapanın gözlüğü varsa ona bakmaya başladım. Gözlüğün camındaki yeşillikten anlıyordum promptır camından okuduğunu. Sonra gözlük camlarını değiştirdiler, akan yazıları takip edemez oldum.
Büyük mitinglerde, pist uzun ve kamera açısı da........
