Bir ergen, bir menopoz, bir eve sığar mı?
ve diğerleri. Bana kalırsa bunların hiçbiri değil. Günümüzde en büyük mesele evlerde yaşanıyor. Hanelerde kıyamet kopuyor desem yeridir.
Nereden mi biliyorum? Çünkü yaşıyorum.
Benim gibi birçok kadın, bugüne kadar nadir görülen bir durumu aynı anda deneyimliyor. Çocukların ergenliğe girdiği dönemle annelerin menopoz deneyiminin aynı zaman kabına sıkışmasından bahsediyorum. İki ruha mekânın dar geldiği bir süreci aynı duvarların arasında yönetmeye çalışıyoruz. Özellikle iş hayatında kariyer mücadelesiyle çoğu kadının doğumu ileri yaşlara ertelemesi, günün koşullarıyla çocukların daha erken ergenliğe girmesi derken… Boom!
Ergenlik ve onun getirdiği değişime uyum sağlamak; bedensel dönüşümleri anlamak, duygu dalgalanmalarıyla baş etmek, ergenliğe giren çocukların ruh hâlini okumayı öğrenmek üzerine yazılmış onlarca kitap ve yapılmış bir o kadar yayın var. Okullarda rehberlik servisleri devreye giriyor, aileler için seminerler düzenleniyor, uzmanlar ergenlikte hormonların, beynin ve duyguların nasıl çalıştığını anlatıyor. Farklı destek yöntemleriyle çocukların bu sürecini anlayışla yönetmeye çalışan bütünlüklü bir bilgi ve uzmanlık alanı mevcut.
Oysa bu yazının odağında; kendi menopoz sürecini kabullenmeye çalışan, yeni bedeni hakkında türlü sorular soran ve bir yandan da çocuğunun geçirdiği değişime karşı duygusal denge kurmaya çalışan bir kadınlık hâli var. Yani menopoz sürecinde olmak. Şu anda okumakta olduğunuz bu yazı, menopozu odağa alan ve farklı deneyimleri araştıran bir yazı dizisinin ilkini oluşturuyor.
Menopoz, hâlâ fısıltıyla konuşulan bir eşik. Ergenlik ise yüksek sesle yaşanıyor: okulda, evde, sokakta. Öğretmenler biliyor, aileler hazırlanıyor.
“Normaldir.”
“Geçecek.”
“Sabret.”
Çocukların kendisi bile “ergenlik işte, idare et” diyor..
Menopoz için ise ne yazık ki aynı cümleleri kuramıyoruz. Ne geçeceği söyleniyor ne de nasıl geçileceği. Çoğu kadın bu döneme yalnız giriyor. Her konu hakkında rahat konuşabilen bizler, söz konusu menopoz olunca sessizleşiyoruz. Semptomlarımızı saklıyor, gizliyor, utanıyoruz. Doktora gittiğimizde birkaç kan değeri ölçülüyor ve ardından “doğal bir süreç” denilerek uğurlanıyoruz. Oysa bu “doğal” diye tanımlanan süreçte bir anda kendini uykusuzluk, kaygı bozukluğu, sebebini bilmediğin öfke, yorgunluk, sıcak basmaları, beyin sisi, migren, konsantrasyon sorunları ve daha birçok etki altında buluyorsun. Elbette herkesin deneyimleri farklılaşıyor ama ortak olan günü sonunda yabancılaştığın bedeninle baş başa kalıyorsun.
Bedeninle kurduğun ilişki değişiyor. Her zaman bildiğin tepkiler yok artık. O “her zamanki sen” de yok. Ve bütün bunlar olurken hayat senden sakin olmanı, üretmeye devam etmeni, aynı performansı göstermeni ve tüm rollerini layıkıyla yerine getirmeni bekliyor.
Peki neden böyledir? Neden menopoz sessizliğe, yalnızlığa ve bireysel dayanıklılığa havale edilir? Neden aynı evin içinde bile bu geçiş görünmezdir? Bu sorular yalnızca bireysel deneyimlere değil; kadınlık, yaşlanma ve üretkenlik üzerine kurulu toplumsal kabullere işaret eder. Menopozun neden bu kadar yalnız yaşandığını anlamadan, bu süreci dönüştürmek de mümkün değildir.
İşte tam bu noktada menopozu yalnızca yaşanan belirtiler üzerinden değil, ne olduğuna ve nasıl tanımlandığına bakarak konuşmak gerekiyor. Çünkü bir deneyimin nasıl yaşandığını, çoğu zaman o deneyime hangi kelimelerin verildiği belirler. Menopozun tıbbi literatürdeki karşılığı, gündelik dildeki anlamı ve kültürel temsilleri; bu sürecin kadınlar tarafından nasıl algılandığını haydi gelin üzerine konuşalım.
Teknik olarak menopoz sözcüğü Yunanca mens (ay) ve pause (durmak) sözcüklerinden türemiştir. Bu etimoloji geçici bir durmayı çağrıştırsa da, kavramın gerçek karşılığı bir bitişi ifade eder: menstrüasyonun sonlanmasını. Dünya Sağlık Örgütü menopozu, yumurtalıkların aktivitelerini kaybetmesi sonucu adet döngüsünün kalıcı olarak kesilmesi şeklinde tanımlar.
Her ne kadar kadının bedeninde yeni bir dönemin başlangıcı olsa da, bu kavram aynı zamanda kayıp duygusunun da altını çizer. Yani hayat boyunca sürdürülen bir pratiğin artık olmamasını.
Menopoz bir geçiştir; ancak yalnızca biyolojik değil, aynı zamanda kültürel, sosyal ve politik etkileri olan bir geçiştir. Bir kadının menopozu nasıl deneyimlediği; cinsiyet normlarından, ailevi ve sosyokültürel faktörlerden, kadının toplumsal hayattaki konumundan ve özellikle kadın yaşlanmasının kendi kültüründe nasıl anlamlandırıldığından güçlü biçimde etkilenir.
Tıp literatürü, kadınların diğer etkenlerden bağımsız olarak çoğunlukla 45–55 yaşları arasında menopoza girdiğini belirtir ve bu süreci premenopoz, menopoz ve postmenopoz olmak üzere üç aşamada ele alır. İlk belirtilerin görüldüğü premenopoz döneminde hormonlar dalgalanır, adet döngüsü düzensizleşir. Bu süreç aylar, hatta yıllar sürebilir. Menopoz son adet kanamasının gerçekleştiği evreyi ifade ederken, postmenopoz menopozdan sonraki 6–8 yıllık dönemi kapsar. Bir kadının bu evrede olduğunun kabul edilebilmesi için 12 ay boyunca adet görmemesi gerekir.
İstatistikler, günümüzde menopoz sonrası kadın nüfusunun küresel ölçekte hızla arttığını gösteriyor. 2021 yılında 50 yaş ve üzeri kadınlar, dünya genelindeki tüm kadın ve kız çocuklarının &’sını oluşturuyordu. 2030’a gelindiğinde menopozda ya da postmenopoz döneminde olan kadınların, dünya kadın nüfusunun çok daha belirgin bir bölümünü oluşturacağı öngörülüyor.
Buna karşın kadınların büyük çoğunluğu menopoza hazırlıksız giriyor. ABD’de her gün resmi olarak yaklaşık 6.000 kadının menopoza girdiği belirtiliyor; bu da yılda 1,3 milyon kadının yaşamın bu önemli evresine adım atması anlamına geliyor. Yapılan araştırmalar, kadınların ’ünün okul hayatında menopozla ilgili hiçbir eğitim almadığını ortaya koyuyor. Menopoz öncesi dönemde kadınların yalnızca I’u menopoz hakkında bir sağlık uzmanıyla görüşmüşken, menopoz sonrası dönemde bu oran X’e çıkıyor.
Ancak sorun yalnızca bilgiye erişimle sınırlı değil. Sağlık çalışanlarının da önemli bir kısmı menopoz konusunda yeterli donanıma sahip değil. Bu nedenle kadınların doğru bakım ve desteğe erişememesinin en temel nedenlerinden biri, sağlık sistemi içindeki eğitim eksikliği. Nitekim kadın doğum uzmanlarının yaklaşık ’inin menopoz konusunda yeterli eğitim almadığı belirtiliyor.
Türkiye’de ise bu alanda yapılmış çalışmalar son derece sınırlı. Detaylı ve güncel istatistiki verilere ulaşmak güç. 2018 Türkiye Nüfus ve Sağlık Araştırması, 44–47 yaş grubundaki kadınların G,1’inin doğal ya da cerrahi menopozda olduğunu gösteriyor. Ancak bu verinin ötesine geçen kapsamlı bir tabloya sahip değiliz.
Gerçek şu ki, bugün menopoz üzerine yapılan laboratuvar çalışmaları ve sosyal araştırmalar hâlâ oldukça sınırlı. Kadın bedeni üzerine yürütülen tıbbi çalışmaların büyük bölümü doğurganlık dönemine odaklanıyor. Yeniden üretim süreci merkeze alınırken, kadın bedenine dair diğer yaşam evreleri büyük ölçüde görünmez kılınıyor. Hormonlar ve menopoz hem tıpta hem de sosyal politikalarda hâlâ ikincil bir başlık olarak ele alınıyor. Bu durum, kadınların menopoz sürecini yaşam standartlarını koruyarak, sağlıklı ve konforlu bir biçimde geçirmelerinin önündeki en büyük engellerden biri.
Kadın sağlığında üç temel hormon öne çıkar: östrojen, progesteron ve testosteron. Bunlar arasında östrojen sıklıkla “kraliçe arı” olarak tanımlanır. Ergenliğimizi, regl döngülerimizi, hamileliği ve menopozu etkileyen başat hormondur. Ancak östrojen yalnızca bir üreme hormonu değildir. Ruh hâlimizi........
