menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Akıllanan makinenin gölgesinde: İtaatkâr aklın inşası

27 0
01.06.2026

Bir teknolojiyi konuşurken çoğu zaman onun ne olduğunu sorarız; oysa daha yakıcı soru, o teknolojinin kimin için, kim tarafından ve hangi toplumsal düzeni yeniden üretmek üzere tasarlandığıdır. Yapay zekâ tartışması da tam burada başlıyor. Sanat çalışmalarından Hollywood stüdyolarına, üniversite amfilerinden plazalara kadar her alanı saran bu yeni araç, sıradan bir verimlilik aygıtı gibi sunuluyor.

Zamandan kazandırır, maliyeti düşürür, hayatı kolaylaştırır. Bütün bunlar doğru. Ama eksik. Çünkü yapay zekâ, kendinden önceki araçlardan farklı olarak öğrenebilen, kendini yenileyebilen ve karar süreçlerine etki edebilen bir aygıt. Tarihte ilk kez bir alet, kullananı dönüştürmekle kalmıyor; onun yerine düşünmeye, onun yerine seçmeye talip oluyor.

O hâlde meseleyi yalnızca "yararlı mı, zararlı mı" ikileminde tartışmak yetersiz. Yapay zekânın asıl niteliği, içine doğduğu üretim ilişkilerinden ayrı düşünülemez. Bu yazıda savunulan tez basit: Bugün yapay zekâ dediğimiz şey, salt bir teknolojik atılım olarak değerlendirilemez. O, sermayenin yeni birikim rejimidir ve bu rejim, bilgiyi, emeği ve hatta düşünmeyi yeniden bölüştürürken itaatkâr bir özne tipi üretme riski de taşımaktadır.

Aracın değil, sahibinin sorusu

Yapay zekâ modellerini eğiten devasa veri merkezleri, milyarlarca dolarlık çip altyapısı ve enerji şebekeleri yeryüzünde rastgele dağılmıyor. Modelleri kuran, eğiten ve kiraya veren şirketler bir elin parmaklarını geçmiyor. Bu yoğunlaşma, bir teknik tercih değil yapısal bir gerçek. Çünkü yapay zekânın hammaddesi olan veri, ancak ölçek büyüdükçe değer üretiyor; ölçek büyüdükçe de yalnızca çok büyük sermaye grupları oyunda kalabiliyor. Her ne kadar etrafta küçük yatırımlar görsek de bunlar büyük teknoloji devlerinin sunduğu alt yapıları kendi ihtiyaçlarına uyarlayanlar.

Bu noktada kavramı ters çevirmek gerekiyor: Yapay zekâ bir araç değil, bir mülkiyet biçimidir. Onu kullanan herkes, aslında belirli bir mülk sahibinin altyapısına bağlanır. Bedavaymış gibi görünen her sorgu, karşılığında veri verir. Her veri, modeli daha da değerli kılar; her değer artışı, mülkiyetin yoğunlaştığı yere akar. Klasik kapitalizmde işçi emeğini satıyordu. Bugün kullanıcı, çoğu zaman bunu fark etmeden, bilişsel emeğini ve dikkatini bağışlıyor.

Yanis Varoufakis’in ifadesiyle algoritmaların hizmetlerinden yararlanmak için çevrimiçi olduğumuz her seferinde, sahipleriyle Faustvari bir anlaşma yapmaktan başka seçeneğimiz olmuyor. Algoritmaların sağladığı kişiselleştirilmiş hizmetleri kullanmak için verilerimizin toplanması, aktivitelerimizin izlenmesi, içeriklerimizin görünmez bir şekilde düzenlenmesine dayalı bir iş modeline boyun eğiyoruz… Davranışlarımızı tahmin eden, tercihlerimizi yönlendiren, kararlarımızı etkileyen, fikrimizi değiştiren, dikkatimizi eğiten davranış kalıplarını sağlayan ücretsiz hizmetkarlara dönüşüyoruz[1].

Kolaylığın bedeli: bilişsel borç

Sermayenin tarihsel başarısı, yalnızca üretim araçlarına değil, üretim öznesinin alışkanlıklarına da hükmedebilmesinden gelir. Eğer siz bir ihtiyacınızı markanın ismiyle anmaya başlıyorsanız bu yatırımın zaferidir[2]. Yapay zekâ tam burada yepyeni bir cephe açıyor ve günlük dilin yanı sıra günlük yaşam pratiğine de sızıyor. Daha fazla kaynaktan beslenirken kullanıcısı olanlara yarattığı etki üzerine daha fazla düşünmemiz gerekiyor. Silikon Vadisi'nin ChatGPT gibi büyük dil modeli tabanlı sohbet botlarını her şeyin kaçınılmaz geleceği olarak agresif bir şekilde pazarlamaya başlamasının üzerinden neredeyse üç yıl geçti ve bu baskıyı en çok hisseden grup Z kuşağı oldu. Bu konuda yapılan araştırmaların sonuçlarını almaya başladık.

MIT Media Laboratuvarında yakın tarihli bir çalışma, araştırma sırasında yapay zekâya yaslanan öğrencilerin EEG ile ölçülen beyin aktivitelerinin belirgin biçimde düştüğünü gösterdi[3]. 54 lisans öğrencisi rastgele dağıtılarak yapay zekâ ile, arama motoruyla veya kendi başlarına, birer makale yazmaları istendi ve bu sürede EEG taramaları yapıldı yani beyinlerindeki elektriksel aktivite ölçüldü. Yapay zekâ ile yazanların beyin aktivitesinde azalma olduğunu gözlendi ve yapay zekâ kullanan öğrencilerin çoğu daha sonra yazdıklarından bir cümleyi bile kelimesi kelimesine alıntılayamadı. Hatta dört ay boyunca, yapay zekâ kullanıcıları nöral, dilsel ve davranışsal........

© Bianet