menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Özgür basın geleneğinin hocası Hüseyin Aykol’a veda

11 1
02.01.2026

Özgür basın geleneğinin hocası gazeteci Hüseyin Aykol’u yitirdik.

2026’ya girerken dileklerimden birisi de Hüseyin hocamın iyileşip yaşamını adadığı gazeteye, çok sevdiği eşi Nuray’a ve biz sevenlerinin arasına dönmesiydi. Maalesef olmadı.

Kendisini yazılarından tanıyordum tabi. Yüz yüze tanışmamız ise 2006. Özgür Gündem gazetesinde dış haberler sayfasına haftalık yazı yazıyor, gündeme ilişkin konulara dair çeviriler yapıyor ve dosya hazırlıyorduk. 2006-2014 yılları arasında Hüseyin hocanın öğrencisi oldum.

Binlerce öğrencisinden birisi olmak benim için bir onur. Haftalık mesaimiz bitse de hoca-öğrenci ve dostuluğumuz devam etti. İyi ki de devam etti.

Bu tanışıklık hocayı kaybetmenin acısını da arttıyor.

1952’de doğduğu Manisa Salihli’den sonra parasız yatılı sınavını kazandığı İzmir Maarif Kolejini bitirdi. Sonrasında, Ankara Tıp Fakültesi ve Siyasal Bilgiler Fakültesi. Siyasi nedenler her iki fakülteyi de yarıda bırakmasına yol açtı.

51 yıllık yayın dünyasındaki emeğinin 35 yılını Özgür Basın geleneğindeki gazetelerde geçti. Hüseyin hocanın yüzlerce, binlerce makale, köşe yazısı, hazırladığı dosya var.

Sürekli çalışıyordu sürekli. Her sohbetimizde yeni bir yazı veya kitap konusu bulduğu görürdüm. 14 Ekim’de beyin kanaması geçirdiği haberini almamızdan birkaç saat önce gazeteye yapay zeka üzerine bir yazı dizisi hazırlamak üzere yazışmıştık.

Gazete yazılarına ek yazdığı kitaplar, yaptığı çevirileri var. Her birisi bilgi yüklü olan yazıları nasıl yetiştirdiğini anlamak pek mümkün değil.

Sürekli olarak okurdu. Köşesinde tanıttığı kitaplar okuduklarından sadece bir kaçıydı.

Bu kadar üretmenesine, binlerce öğrenci yetiştirmesine rağmen hep mütevaziydi. Yolunun kesiştiği kişiler Hüseyin hocanın bilgisi kadar mütevazi kişiliğini de iyi bilir. Sakin, üretken ve çevresinkilerin kalbini kırmamaya çalışan birisiydi.

Hüseyin hocanın direnişle, üretimle geçen yaşamı baskıdan azade değildi. 12 Eylül darbesinin ardından 10 yıl hapiste kaldı. Ancak gazetecilik faaliyetleri nedeniyle 2019’da bir kez daha hapsedildi. En son 29 Mayıs 2025’te de kısa süreli de olsa tutulduğu açık cezaevinden tahliye olmuştu. Her an tekrar hapse girmeye hazırdı.

2019’dan önceki bir sohbetimizde “devrimcilik yaptığım için bu devlet beni 10 yıl hapiste tuttu. Şimdi demokrasi talebim içinse 100’lerce yıl hapiste kalabilirim” demişti. Bu risk Hüseyin hocayı yazmaktan, üretmekten geri durdurmadı.

Bu risk karşısında her seferinde “neler yapabilirim?” sorusuna verdiği yanıt hep aynıydı. Bu konuda en verdiği yanıt: “bu dosyalarla ilgili kişisel bir şey beklemem. Olmaz! Senin biz gazetecilere bu konudaki en güzel katkın; İHD Ankara şubede kurduğumuz Hak İhlalleri komisyonuna yurtdışı işlerinde destek sunmak olabilir-olmalı.”

Özgür Basın geleneğindeki gazeteler her daim baskı altında olmuştur. Hüseyin hocanın gazetenin her koşul altında çıkması yönündeki kararlılığı kesindi. Gazete binası bombalandığında da, hapislikte arkadaşlarımız öldürüldüğünde de böyle kararlıydı.

Gazetedeki İçeriden köşesinin yeri ayrıydı.Hüseyin hoca siyasi saiklerle hapse giren hemen herkesin ilk mektup aldığı kişiler arasındadır. Bu mektuplarda sadece hal hatır sormaz aynı zamanda kendisinin de yakından deneyimlediği hapislik koşullarını da sorar. Gelen yanıtları da köşesine taşırdı. Yıllardır yürüttüğü bu çalışma hapiste olanların dışarıyla önemli bir bağlantısı oldu.

Hüseyin hocanın mahpusların yanında yeri ayrıdır.

Hüseyin hocayla mesai tükettiğimiz yılları düşününce vardığım sonuç: Kendisinden çok şey öğrendim.

Ortadoğu yazılarında Filistin, İsrail, Lübnan, Suriye, Irak, Ürdün, Mısır, Sudan vb. ülkeleri ele alırken her seferinde bu ülkelere dair yeni yeni bilgiler öğreniyordum. İnsan hakları hareketi içerisinde o yıllarda Avrupa-Akdeniz İnsan Hakları Ağı (EuroMed Rights) bünyesinde çalışmalar yürüttüğümden Hüseyin hocayla ettiğimiz sohbetlerdeki bilgiler sayesinde bu ülkelere dair bilgiler ediniyordum.

Şimdilerde Lübnan Hizbullahı genel sekreteri olan Naim Kassam’ı 2008’de Hüseyin hoca sayesinde tanımıştım. Sudan’daki Cancavid milislerini ilk Hüseyin hocadan duymuştum.

Sadece Ortadoğu değil hazırladığımız yazıların konusu olan ABD, Venezüela, Kolombiya’yı da konuşuyorduk. Asya ülkeleri de, Avrupa ülkeleri de bu sobhetlerimizin parçasıydı.

Kendisiyle Ankara dışında bir araya geldiğimiz tek yer İstanbul olsa da hazırladığımız yazılar sırasındaki sohbetimiz, fikir alışverişi dünyanın farklı yerlerine götürüyordu. Böylece, 2006’dan 2014’e kadar Hüseyin hocayla 5 kıtayı ama bilhassa Ortadoğu’yu gezdik.

Beni Wallterstein, Vandana Shiva vb. entelektüellerle tanıştırdı. Onların yazılarını gazete için hazırlamak kadar yazılar üzerine Hüseyin hocayla sohbet etmek çok öğreticiydi.

2019’da da 2025’te de hapishane kapısında kendisini kucaklayanlar arasında olduğum gibi hastaneden taburcu edildiğini de görmek istiyordum.

Kendisinin de sürekli zihninde olan Kürt Meselesinde barışı görmesini, basının özgür çalıştığı günleri görmesini istiyordum.

Maalesef olmadı. Çok üzgünüz. Tüm özgür basın çalışanlarına, ailesine, sevenlerine sabır dilerim...

(Oİ/EMK)

Yeni çözüm süreci kapsamında 2025 yılı, barışın, demokrasinin, eşitliğin ve özgürlüğün siyasetin yeniden öncelikli gündemine girdiği bir yıl olsa da baskı da devam etti. Barış, insan hakları ve demokrasi taleplerini ısrarla dile getirmesine rağmen, iktidarın son yıllarda insan hakları perspektifinden bütünüyle uzaklaşan politikaları 2025 yılında da devam etti.

2025 yılı, Türkiye’de insan hakları ihlallerinin tüm ağırlığıyla sürdüğü; ancak buna karşı adalet, barış ve özgürlük talebinin de bastırılamadığı bir yıl oldu. İnsan hakları perspektifinden uzak, güvenlikçi ve ayrımcı politikalar, yaşam hakkından ifade özgürlüğüne kadar pek çok alanda ağır ihlallere yol açarken; kadınlar, emekçiler, LGBTİ ’lar, gazeteciler, hak savunucuları ve yurttaşlar tüm baskılara rağmen hak mücadelesini sürdürdü.

İnsan Hakları Derneği (İHD) ve Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) Dokümantasyon Merkezlerinin verilerine göre 2025 yılında yaşanan hak ihlallerini derledik.

Yaşam hakkı ihlalleri, sadece savaş ve silahlı çatışmalar ya da devletin güvenlik güçleri tarafında gerçekleştirilen ihlaller ile sınırlı değil. Yapısal şiddetin bir ürünü olarak ve/veya üçüncü kişiler tarafından gerçekleştirilen fakat devletin, "önleme ve koruma" yükümlülüğünü yerine getirmeyerek doğrudan ya da dolaylı olarak neden olduğu ihlalleri de kapsamakta. Bu kapsamda ihlaler, 2025 yılında da artara devam etti.

15 Şubat'ta Van Büyükşehir Belediyesi’ne kayyım atanması, 19 Mart'ta ise İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun gözaltına alınıp tutuklanmasına yönelik protestolar nedeniyle yapılan gözaltılar başta olmak üzere, yıl içinde resmi gözaltı merkezlerinde işkence diğer kötü muamele yaşandığına dair çok sayıda iddia basına, mahkeme tutanaklarına, baroların, ulusal ve uluslararası insan hakları kurumlarının/mekanizmalarının raporlarına yansıdı.

Kolluk güçlerinin barışçıl toplantı ve gösterilere müdahalesi sırasında, sokak ve açık alanlarda ya da ev ve iş yeri gibi mekânlarda, yani resmi olmayan gözaltı yerlerinde ve gözaltı dışındaki ortamlarda yaşanan işkence ve diğer kötü muamele uygulamaları 2025 yılında da tüm yoğunluğu ile devam etti. Kolluk güçlerinin, evrensel hukukta ve ülke yasalarında tanımlanan zor kullanma yetkisinin çok ötesine geçen kural dışı, denetlenmeyen, cezalandırılmayan, siyasal iktidar tarafından görmezden gelinen hatta teşvik edilen bu şiddeti normalleştirilerek gündelik yaşamın bir parçası haline geldi.

'Onur Ayı' etkinliklerinde LGBTİ ’lara, 8 Mart etkinliklerinde kadınlara, 2025 1 Mayıs’ında Taksim'e yürümek isteyenlere, 31 Mart 2024 Yerel Yönetim Seçimleri sonrasında seçmen iradesine aykırı bir şekilde farklı tarihlerde belediyelere kayyım atanmasını ve İmamoğlu’nun tutuklanmasını protesto edenlere, sokak hayvanlarının yaşamını korumaya çalışan hayvan hakkı savunucularına, Gazze‘deki soykırımı protesto edenler, toprağına, havasına, suyuna, zeytinine sahip çıkmak isteyen yaşam savunucularına, hapishanelerde yaşanan hak ihlalleri ve devam etmekte olan açlık grevleri ile ilgili barışçıl toplantı ve gösteri yapanlara yönelik kolluk güçlerinin uyguladığı şiddet bu normalleştirmenin örnekleri.

1 Ocak 2016 ile 31 Aralık 2024 tarihleri arasında Türkiye’de doğrudan işkence ve diğer kötü muameleye maruz kaldığı için TİHV’e başvuran toplam 6.249 kişiden 3.149’u hapishanede alıkonulduğunu ve bu kişilerden 2.849’u (,5) hapishane süreçlerinde işkence ve diğer kötü muameleye maruz kaldıklarını belirtti. Bu kapsamda söz konusu tarih aralıklarında hapishanelerde en sık hakaret (% 68,1), kaba dayak (% 49,3) ve çıplak arama (@,7) başta olmak üzere fiziksel müdahalelerin, yanı sıra temel hakların (x,4) ve sosyal hakların (% 72) kısıtlandığı ifade edildi.

2016 yılında ilan edilen OHAL ile birlikte tırmanışa geçen düşünce ve ifade özgürlüğüne yönelik........

© Bianet