2026’da haklarımız güvende mi?
2026’nın ilk günleri haklarımızın güvende olmayacağına işaret ediyor.
3 Ocak’ta Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve kendisi de siyasetçi olan eşi Cilia Flores ABD birlikleri tarafından kaçırıldı. Bu operasyon sırasında ülkenin başkenti Caracas’a yönelik askeri operasyon da 80 kişi de yaşamını yitirdi.
ABD’nin Venezuela’ya yönelik bu operasyonunun arka planını ayrıca bölgesel ve küresel siyaset açısından ne anlama geldiğini anlamak için Kıvanç Eliaçık’ın Venezuela’nın kesik damarları yazısına bakılabilir.
Dünyanın hala yeni yıl dileklerini paylaştığı günlerde ABD’nin bu kaçırma operasyonu 2026 yılında insan haklarının keyfi bir biçimde ihlal edilebileceğini dolayısıyla güvende olmadığını gösteriyor. Ayrıca, bu yılın haklarımız bakımından -en azından ABD’nin izleyeceği politikalar açısından– zorlu geçeceğine dair bir işaret olarak değerlendirebilir.
Maduro ve Cilia Flores’in kaçırılması bağlamında yaşam hakkı dahil hak ihlalleri yaşandı. ABD Başkanı Donald Trump’un Venezuela petrolü açıklaması ve orada seçilecek yeni devlet başkanına yönelik tehditleri de insan hakları bakımından ciddi risklere işaret ediyor.
Ayrıca, Maduro ve Cilia Flores’in ABD’deki yargılanma ve tutukluluk koşullarının da insan hakları açısından dikkatle izlenmesi gerekiyor. Bu kaçırılma operasyonunu Venezuela’da, ABD’de veya bir dünyanın bir başka coğrafyasında protesto edenlerin toplantı-gösteri hakkının, eleştirenlerin ifade özgürlüğü hakkının ihlal edilip edilmediği konusu da dikkate alınmalıdır.
Son olarak, bu ihlalleri gerçekleştirenler ve sorumlularının hesap vermemesi demek cezasızlık politikasının uygulanması anlamına gelir. Hak savunucuları olarak sürekli vurguladığımız üzere cezasızlık politikası ihlallerin tekrarlanmasının temel faktörleri arasında yer alır.
Kısacası 3 Ocak’ta Caracas’ta gerçekleştirilen kaçırılma operasyonunu insan haklarını yakından ilgilendiriyor.
ABD’nin 2026 yılının insan hakları ve özgürlükleri açısından zorlu geçeceğine dair bir diğer icraatı da 7 Ocak’ta yaşandı. ABD Dışişleri Bakanlığı sitesinde yayınladığı açıklamasıyla Trump’un imzaladığı 14199 sayılı başkanlık kararnamesiyle ABD’nin “İşe yaramaz, Etkisiz veya Zararlı” 66 uluslararası örgütten çekildiğini duyurdu.
Bakanlık açıklamasında Trump yönetiminin çekildiğini duyurduğu örgütler arasında Çevresel İşbirliği Komisyonu, Eğitim Bekleyemez, Göç ve Kalkınma Küresel Forumu, Hükümetler arası İklim Değişikliği Kurulu, Uluslararası Adalet ve Hukukun Üstünlüğü Enstitüsü, Avrupa Konseyi Venedik Komisyonu, Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu, BM Ekonomik ve Sosyal Konsey vb. yer alıyor.
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio imzasını taşıyan açıklama bu örgütlerden çekilme gerekçesini bu örgütlerin “kötü, yanlış yönetilmeleri, gereksiz olmaları, ülkenin [ABD] çıkarlarına karşı kendi gündemlerini izlemelerini, ülkenin egemenliğine, özgürlüğüne ve genel refahına karşı olmak” biçiminde ifade ediyor.
Bu kararın insan hakları açısından ne anlama geldiğine geçmeden önce insan hakları hareketinde uzun zamandır tespit ettiğimiz ve kamuoyunun dikkatini çekmeye çalıştığımız bir noktaya değinmeliyim. Uluslararası insan hakları sistemi haklarımızı ve özgürlüklerimizi etkili bir biçimde korumaktan bir hayli uzakta. Bu sistemin etkisizliği her geçen gün artıyor.
Tabi ki düzelmez. Sistemin etkisizliği ortada bile olsa ABD’nin çekilme kararı insan hakları açısından yanlış. Siyasi her gelişme insan haklarını etkilediği gerçeğinden hareketle ABD’nin bu kararının da etkisi olacağını biliyoruz. Maalesef, bu etki olumsuz ve zaten iyi durumda olmayan bu kurullar ve diğerleri........
