menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İklim krizi ve toplumsal sorumluluk

21 0
18.03.2026

Günümüzde kapitalizmin insana karşılığının ve akıl dışılığının en önemli örneklerinden birisinin iklim krizi olduğu aşikâr. Varlığı sermaye birikimini büyütmeye dayalı bir sistem olan kapitalizm, ne pahasına olursa olsun kâr hedefiyle işliyor. Hayatta kalabilmesi emekçileri daha fazla sömürebilmesiyle, doğayı daha fazla tahrip ve talan etmesiyle birebir ilişkili. Kapitalizm var olduğu sürece ne eşitsizlik ne yoksulluk ne de iklim krizinin son bulmasının mümkün olduğu biliniyor. Bu yüzden, yaşanmakta olan sorunları ve nedenlerini herkes için, her düzeyde görünür, fark edilebilir kılmak, karşı mücadeleyi ve dayanışmayı uluslararası düzeyde de örgütleyebilmek önem taşıyor.

Halkların İklim Zirvesi

İklim krizinin varlığı, nedenleri, doğaya ve insana yönelik olarak ortaya çıkmış ve gelecekte ortaya çıkma riski olan etkileri bilim insanlarının çalışmalarıyla ortaya konmaya devam ediyor. Herkes için görünür, bilinir olması için de bu bilgilerin etkili araçlar kullanılarak düzenli biçimde kamuoyuyla paylaşılması önem taşıyor. Ancak, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC) kapsamında, patronların-şirketlerin doğrudan, dolaylı sözcüsü olan hükümetlerin yetki ve sorumluluğunda 1995 yılından itibaren düzenlenen “Taraflar Konferansı” (Conference of the Parties, COP) ile sağlanabilmesi mümkün değil. Bu somut durumdan hareketle bir süredir COP’un yapıldığı ülkelerde eş zamanlı ve alternatif olarak gerçekleştirilen Halkların İklim Zirvesi önem kazanıyor. Dünya halklarının konuyla ilgilenmesi, bilgilenmesi ve kendi adına sözünü söyleyebilmesini sağlıyor.

Avustralya ve Türkiye hükümetlerinin organizasyonuyla Kasım 2026’da gerçekleştirilecek olan COP31-Antalya’ya alternatif olarak yapılacak olan Halkların İklim Zirvesi hazırlıklarının başladığı ve hummalı bir biçimde devam ettiği biliniyor. Bir yandan bu gelişmeler yaşanırken diğer yandan hükümetin doğanın tahribatı ve talanını daha da artıracak uygulamaları büyük bir hızla devam ediyor. Ülkenin hemen her yerinde yandaş şirketlere yaygın biçimde yeni yeni ruhsatlar sağladığını muhalif yazılı ve görsel medya aracılığıyla öğreniyoruz.

AKP hükümetleri döneminde uygulamaya girmiş olan “Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) Raporu” uygulamasının gerekçesi, “bir bölgede yapılacak sanayi, maden, baraj vb. kuruluşların varlığına, yöre halkı da dâhil ilgili........

© Bianet