Kâtip Bartleby: Wall Street’ten modern köleliğe sessiz bir direniş |
Kâtip Bartleby, yazıldığı yıldan bugüne kadar değeri azalmak bir yana, her yeni ekonomik, psikolojik ya da sosyolojik krizde daha da parlayan bir metin. Edebiyattan felsefeye, psikolojiden sosyolojiye kadar uzanan bu geniş yelpazede üzerine hâlâ farklı okumalar yapılıyor olması boşuna değil.
Bugün bu öyküyü ve onun unutulmaz karakterini modern “plaza dili”, “hustle culture” ve “sessiz istifa” gibi kavramların tam ortasına yerleştirebilir, hatta sosyal medyada günlerce tartışılan “ütopya” vakasına bile bağlayabiliriz. Öylesine zamansız, öylesine çarpıcı bir öykü.
Sevgili yazar arkadaşım Tuba Ayşe Özgür ile birlikte moderatörlüğünü yaptığımız Suare Öykü Kulübü’nde onlarca kişi bu eser üzerine saatlerce konuşunca, bu derinlikli eseri sizlerle de paylaşmam gerektiğini düşündüm. Bilenlere hatırlatmış olalım, henüz okumamış olanlara ise önemle tavsiye edelim.
Çünkü “Yapmamayı tercih ederim” cümlesi, aradan geçen onca yıla rağmen bizleri derinden sarsmaya devam ediyor.
Eylemsizlik üzerine nazik bir manifesto
Bartleby’nin ve temsil ettiği “edilgen direnişin” sırrı, Herman Melville’in henüz emekleme aşamasındaki Wall Street’e bakarken aslında kapitalizmin yüzyıllar sonra ulaşacağı o ruhsuz ve mekanik nihai noktayı sezmiş olmasında yatıyor.
Melville, 1853’ün yüksek tavanlı gri ofislerinden bugünün steril plazalarına ve dijital gözetim toplumuna uzanan o kaçınılmaz yolu görmüş; insanın sadece bir “işlev” olarak kodlandığı sisteme karşı yapılabilecek en radikal eylemin “hiçbir şey yapmamak” olduğunu Bartleby’nin şahsında sarsıcı bir manifestoya dönüştürmüş.
Kehanet değil, edebiyatçının gözlem yetisi
yüzyılın ortasında yazılmış bir öykünün bugüne bu kadar doğrudan temas etmesi, edebiyatın şimdiyi anlama ve geleceği öngörme gücünü gösteriyor.
Elbette bir yazar geleceği öngörürken sihirli bir küreye bakmaz; o anki gerçekliğin en uç noktalarını hayal eder. Melville, “Moby Dick”te insanın doğayla ve hırslarıyla olan yıkıcı savaşını, “Bartleby”de ise sistemin içindeki sessiz yok oluşu anlatırken aslında o günkü tohumların neye dönüşeceğini gösterir.
Onun yaptığı bir kehanet değil, buna ancak toplumun köklerindeki derin sızıyı vaktinden önce duyma ustalığı denebilir… İlk bakışta “tuhaf bir kâtip hikâyesi” olarak okunabilen metnin asıl meselesinin kişisel bir tuhaflık olmadığını anladığımızda, yazara ve karakterine hayran olmamak elde değil.
Yazarın edebî duruşunun bir yansıması
Özgün adı “Bartleby, the Scrivener: A Story of Wall Street”, yani “Kâtip Bartleby: Bir Wall Street Hikâyesi” olan eserin katmanları arasında kaybolmadan önce yazarını anmamız şart oldu. Herman Melville, 1853 yılında bu öyküyü yazdığında, aslında kendi edebî dünyasında Bartleby’nin yaşadığına benzer bir “dışlanma” ve “anlaşılmama” hâlini tecrübe ediyormuş diyebiliriz.
Düşünsenize: Bugün bir başyapıt olarak kabul edilen “Moby Dick”i yazmışsınız ve anlaşılmamışsınız; edebî çevrelerin eleştirilerine hedef olmuşsunuz ve maddi sıkıntılar içindesiniz. Yazarın iki yıl içinde “Moby Dick”teki coşkulu yaratıcılıktan “Bartleby”deki sessiz reddedişe geçişi bile çok anlamlı.
Melville için yazarlık, piyasa koşullarına ve popüler edebiyatın “uysal bir kâtibi” olma zorunluluğuna karşı verilen bir savaşa dönüşmüş diyebiliriz. Bartleby’nin paravan arkasındaki suskunluğu, aslında Melville’in de yayıncıların ondan beklediği “çok satan” eserleri yazmayı “tercih etmemesinin” hüzünlü ama saygın edebî duruşunun yansıması olarak okunabilir.
Anlaşılması için 70-80 yıl geçmesi gerekti
Melville de geçinmek için karakteri gibi o sözünü ettiği yüksek binaların, yüksek duvarların arasında çalışmak zorundaydı; bu nedenle Kâtip Bartleby’nin satırları arasında yazarın edebî yalnızlığını ve sisteme duyduğu o sessiz öfkeyi hissetmek mümkün.
Melville, yaşarken unutulmuş, hatta ölüm ilanına ismi bile yanlış yazılmış bir yazar. Ne yazık ki anlaşılması ve modern edebiyatın en büyük dâhilerinden biri olarak kabul edilmesi için ölümünün üzerinden 40 yıl, eserlerinin yazılışının üzerinden ise 70-80 yıl........