Bir Delinin Hatıra Defteri’nden kendi hikâyesine hapsolan politikacılara

Bu yıl Gogol'ü yeniden keşfettiğim bir yıl oldu. Öykülerini yıllar sonra yeniden okurken şaşırtıcı bir şey fark ettim: Anlattığı dünya 19. yüzyıl Rusyası olabilir ancak karakterler günümüzde hâlâ yaşamaya devam ediyor. Gogol’ün “Palto”, “Burun” ve bu yazının konusu olan “Bir Delinin Hatıra Defteri”ni okuyunca, o kurgu karakterlerin birçoğunu etrafınızda canlı kanlı görebiliyorsunuz.

Poprişçin’e bakıp nasıl kendi uydurduğu hikâyeye saplanıp kalan politikacıları gördüğümü anlatmadan önce, hızlıca Nikolay Gogol’ü (1809-1852) hatırlayalım. Modern öykücülüğün ve Rus gerçekçiliğinin öncülerinden biri kabul edilen Gogol; pek çok eserinde sıradan insanların hayatlarını, bürokrasinin absürtlüğünü ve toplumsal çelişkileri keskin bir mizah ve ironiyle anlatmış bir yazar. Dostoyevski’ye atfedilen o meşhur “Hepimiz Gogol’ün Palto’sundan çıktık” sözü, yazarın edebiyatçılar arasında bile ne kadar etkin olduğunu gösteriyor. Çünkü Gogol, edebiyata yalnızca unutulmaz karakterler kazandırmakla kalmamış; “küçük” insana dair büyük hikâyelerin önünü açmış ve aynı zamanda kısa öykünün sarsıcı gücünün anlaşılmasını sağlamış.

Gerçeklik algısı bozulunca…

Gelelim Bir Delinin Hatıra Defteri’ne… Türkçede pek çok yayınevinden farklı çevirmenlerin dilinden okumanın mümkün olduğu Bir Delinin Hatıra Defteri’ni, son olarak Varlık Yayınları’ndan Nihal Yalaza Taluy çevirisi ile okudum. Bir 3 Ekim günü “Bugün önemli bir olay oldu” diye başlayan öykü, düşük rütbeli bir devlet memuru olan Aksenti İvanoviç Poprişçin’in tuttuğu günlüklerden oluşuyor.

Hayatından memnun olmayan, toplumda hak ettiği değeri görmediğini düşünen Poprişçin, çalıştığı dairede müdürünün kızına âşık oluyor. Ancak sosyal konumu nedeniyle ona ulaşamayacağının da farkında. Günlük ilerledikçe Poprişçin’in gerçeklik algısı bozulmaya başlıyor; sokakta karşılaştığı köpeklerin konuştuğuna ve birbirlerine mektuplar yazdığına inanıyor.

Zamanla hayal ile gerçek arasındaki sınır tamamen siliniyor. Poprişçin, İspanya tahtının boş olduğunu öğrenince de kendisinin İspanya Kralı VIII. Ferdinand olduğuna karar veriyor. Artık çevresindeki her olayı bu inançla yorumluyor. Ancak okur olarak biz onun bir kral değil, akıl sağlığını giderek yitiren yalnız bir memur olduğunu biliyoruz; oysa Poprişçin, kendi uydurduğu hikâyenin içine çoktan hapsolmuş durumda.

Kendi hikayene giderek inanmak…

Gogol, bu........

© Bianet