“Beslenmesini götüremediği için okula gitmek istemeyen çocuklar var”
Tophane-i Amire Kültür ve Sanat Merkezi’nde düzenlenen Hane İslam Eserleri Sergisi’nin açılışının ardından konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, "En az üç çocuk" söylemini tekrarladı, güçlü ailenin güçlü toplum anlamına geldiğini savunan Cumhurbaşkanı, “Bu bizim arzumuz değil, Rabbimizin emridir” ifadelerini kullandı.
Nüfus politikalarına işaret ederek “Neslimizi çoğaltmamız lazım” diyen Erdoğan, geçen yılın “Aile Yılı” ilan edilmesinin de bu nedenle olduğunu söyledi. Cumhurbaşkanı’nın “En yakınlarımızla sohbet ederken bile bakıyorsunuz nüfus artışına karşı çıkıyorlar.” sözleri konunun içerden dahi destek bulmadığını gözler önüne serdi.
İktidar masadaki nüfus politikalarını çocukların üzerine kurarken, sahadaki çocuk yoksulluğunu Derin Yoksulluk Ağı’nın kurucusu Hacer Foggo ile konuştuk.
Yoksulluk derinleştikçe; kira ve gıda fiyatları arttıkça okul dışında kalan çocuk sayısının da arttığına dikkat çeken Foggo, gözlemlerini anlattı:
Sahada, beslenmesini götüremediği için okula gitmek istemeyen, devamsızlığı kardeş bakımı ve ev içi bakım yüküne dönüşen, ev işi üstlenen ya da çalışmak zorunda bırakılan çocuklarla karşılaşıyorum. Özellikle annelerden, ergenlik çağındaki çocukların yoksulluk nedeniyle akran zorbalığına maruz kaldığını, kıyafetleri ve okul beslenmesi götürememeleri nedeniyle utanç yaşadıklarını ve bu nedenle okula gitmekten kaçındıklarını dinledim.
TÜİK verileri de Foggo’nun anlattıklarını doğruluyor, Türkiye’de çocukların 6,8’i yani yaklaşık 8 milyon çocuk, yoksulluk veya sosyal dışlanma riskiyle yaşamını sürdürüyor. Her üç çocuktan biri, yeterli beslenmeye, yeni giysiye, ders çalışabilecek bir alana ve güvenli bir çocukluğa erişemiyor. Aynı tabloda nüfusun 5,1’i iki günde bir protein içeren yemeği karşılayamıyor, ,6’sı ısınma ihtiyacını gideremiyor ve V,4’ü borçlu.
Foggo’ya göre, yetersiz beslenmeye bağlı bodurluk oranının %5,5 seviyesinde seyretmesi, sorunun artık geri dönüşü olmayan bir eşiğe ulaştığını gösteriyor.
Çocukların maruz kaldığı yaşam koşullarının artık kalıcılaştığını söyleyen Foggo, bunun en önemli göstergelerinden olduğunu belirttiği çocuk işçiliğini ise şöyle değerlendiriyor:
15–17 yaş çocuk işçiliği oranı dört yılda ,2’den $,9’a yükseldi. Bu oran, Türkiye’de yaklaşık 3,9 milyon olan 15–17 yaş grubundaki çocuklar içinde yaklaşık 950 bin çocuğun çalıştığı anlamına geliyor. MESEM kapsamında yüz binlerce çocuk haftanın büyük bölümünü işletmelerde geçirirken, yaklaşık 1,5 milyon çocuk örgün eğitimin dışında. Bu tablo, çocuk emeğinin geçici bir kriz tepkisi değil, yoksulluğun kuşaktan kuşağa devreden bir mekanizmasına dönüştüğünü gösteriyor.
Foggo’ya göre bu tablo karşısında çocuklar için çocukluk, korunması gereken bir dönem olmaktan çıkıp erken yaşta yetişkinliğe zorlanma haline dönüşmüş durumda. Konuyu yalnızca bir eğitim kaybı değil; çocukların oyundan, dinlenmeden, akran ilişkilerinden ve güvenli gelişim alanlarından sistematik biçimde koparılması şeklinde değerlendiren Foggo, üç çocuk söylemine karşı yapılması gerekeni ise şöyle özetliyor:
Sonuç olarak yaşananlar artık yalnızca bir çocuk yoksulluğu meselesi değil, yoksulluğun kalıcılaştığının da açık bir göstergesi. Şimdi, dünyaya getirdiğimiz ve getireceğimiz çocuklar için öncelikle, onlara yoksulluğu miras bırakmayacağımız bir ülkeyi inşa etmek üzere çocuk hakları temelli politikaları gecikmeden hayata geçirelim.
(NÖ)
Bu haberde soruları yanıtlayan kişinin ismi kişisel bilgilerin mahremiyeti ve çocuk odaklı habercilik ilkeleri gereğince değiştirilmiştir.
10. ve 11. Yargı Paketi ile sık sık gündeme gelen “Suça sürüklenen çocuklar” ekranlarda ve gazete sayfalarında günlerce kendilerine söz hakkı........
