“13 yaşında cezaevine girdim, herkes bize dışardan bakıyor bir de içerden baksınlar” |
Bu haberde soruları yanıtlayan kişinin ismi kişisel bilgilerin mahremiyeti ve çocuk odaklı habercilik ilkeleri gereğince değiştirilmiştir.
10. ve 11. Yargı Paketi ile sık sık gündeme gelen “Suça sürüklenen çocuklar” ekranlarda ve gazete sayfalarında günlerce kendilerine söz hakkı tanınmadan tartışıldı. Çocukların kanunla ihtilaflı olması halinde kapalı cezaevlerine gönderilmelerini, verilen cezaların artırılmasını talep edenler ve bu düzenlemelerin çocuğun üstün yararını korumadığı eleştirisini dile getirenler oldu.
Bir çocuk için suç ile yan yana gelmenin, adalet sistemine girmenin, kapalı cezaevi koşullarında hayatta kalmanın ne demek olduğunu Murat ile konuştuk.
Murat İstanbul’un yoksul mahallelerinden birinde sekiz çocuklu, “geçimini hırsızlıkla sağlayan” bir ailenin dördüncü çocuğu olarak dünyaya geliyor. Onun tabiriyle “bu mahalle suç işlenen, insanların suça sürüklendiği yer”. İlkokula kadar bu mahallede ailesinin emanet ettiği komşularının yanında yaşıyor, anne ve babası da sık sık cezaevine girip çıkıyor.
Doğar doğmaz başka bir aile ile yaşamaya başlayan, geleneksel ev rutinlerinin dışında bir hayata adım atan Murat, cezaevinden çıktıktan sonra da yurtta yaşamaya başlıyor. Ancak oraya gelmeden hikayeyi başa sarıyoruz. 11 yaşına geldiğinde yolu kendisinden yaşça büyük olan öz kardeşleri ile kesişiyor, kardeşlerinin kendisini yanlarına almasını bu sözlerle hatırlıyor:
“Ablalarım suç işleyen insanlardı, ben de kendimi onlarla birlikte suçun içinde buldum. Böyle geçiniyorlardı, hayatta kalmak için onlarla birlikte hırsızlık yapmaya mecbur kaldım. Aklım da ermiyordu ne yaptığımıza, başka bir gelirimiz olsaydı ailemiz bu suçla bu kadar iç içe olmayabilirdi belki.”
Murat defalarca kez gözaltına alınıyor, ilk gözaltına alındığında henüz 13 yaşında. Emniyetteki işlemlerin ardından hakkında her seferinde yeni davalar açılıyor ancak o zamanlar ne bunlardan haberdar ne de mahkemeleri takip edecek duruma sahip. Hakkında çıkan yakalama kararları birbirini izler hale geliyor ve dosyaların birikmesiyle çocuk adalet sistemine “fail” olarak giriyor.
Gözaltında barodan avukat geliyordu, karakolda tutuluyordum, kimse gözaltına hakkımız olup olmadığını anlatmıyordu. O saatte orada kim görevliyse o ifade alıyordu. Mahkemede de hakimler bir şeyleri kabul etmediğimi soruyordu, ben ne demek olduklarını bilmeden hepsine evet diyordum, serbest kalıyordum. 13 yaşındayken aldığım cezalardan biri onandı ve tutuklandım.
Oyun oynamayı seven, dışarıda olmayı seven bir çocuktum bunlar artık içerde yoktu. Tam çocukluğumun ortasında girdim cezaevine. Benim o yaşlarda bu suçları işlemem veya başka çocukların yapması normal bir durum değildi, bunu devlet tespit edip araştırabilirdi. Cezaevine girmek bir çocuğun suç işlemesine engel de değil, herkes bize dışardan bakıyor bir de içerden baksınlar. Hayatına biri dokunmuyorsa, sana doğruyu göstermiyorsa, cezaevine girenlerin çoğu çıkınca suç işlemeye devam ediyor.
Önce kapalı cezaevine gönderilen Murat “sübyan ve gençlik koğuşu” olarak adlandırılan bölüme yerleştiriliyor. 13 yaşında bir çocuğun gözünden cezaevini şu sözlerle anlatıyor:
Suçu ne olursa olsun kesinlikle bir çocuğa göre değildi, istediğiniz zaman yemek bile yiyemiyorsunuz. İçeride kavga olursa, biri birini döverse, zorbalık yaparsa gardiyana şikayet edemiyorsunuz çünkü “ispiyoncu” gözüyle bakıyorlar, dışlamaya başlıyorlar. Güçlü, zayıfı eziyordu, önleyici bir........