We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Kültürsüzlüğe bir ilgi

14 0 1
02.07.2022

Fotoğraf: Yura Forrat, Pexels

Gülhaneden bu yana “döl” arayışımız sürüyor. Arayışın gerilim yaratmaması, diyalektik üretmemesi Hakikat üretmemize mani oluyor. Böyle savlıyoruz. Bu yazılama dizisinin varlık nedeni de bu sav. Aynı yerde otlamak. Ama muradı bu değil, bunu ifşa edip aşılabileceğine, bunun yolunun çözümlemeden, anlamadan ve uygun yöntemi geliştirip uygulamaktan geçtiğini göstermek.

Hem hocam hem de yakın bir dostum iki yılı aşkın zamandır kanser. Sancılı bir tedavi süreci işliyor. Hane içinden bir yakını olarak yanında olmaya gayret ediyorum. AKM’de davetli olduğu bir konsere eşlik etmemi istedi. Onur ve mutluluk duyarak kabul ettim. Birlikte konseri dinledik. Tek kelime ile eşsiz bir şölendi. İnsanın kültüre ve sanata neden ihtiyaç duyduğu ancak bu denli ete kemiğe büründürülebilirdi. Öyle de oldu.

Konserden sonra tramvay ile Sultanahmet’e giderken ironik biçimde tam da Galata köprüsü üzerindeyken şöyle bir soru sordu: “Metin, ne iktidar ne de muhalefet, kimse kültürden söz etmiyor. Kültür, kimsenin umurunda değil. Halk desen zaten geçim derdinde.” deyiverdi. Bütün yaşamını genelinde kültüre özelinde sanata vakfetmiş bir insanın bilincinden süzülen bu sözlerin haber değeri olduğu kanaatindeyim. Kültüre dair sözler pek çok kişinin dilinden dökülebilir; zaman zaman Erdoğan'ın kütür konusunda başarılı olamadıklarını dile getirdiği konuşmalarında zaman zaman ‘muhafazakar sanatmugalatasında; bunu da aşan ‘muhafazakar sanat’ manifestosunda da tekrar edilen “İslamcıların ‘Batının ilmini ve fennini alalım, kültürünü almayalım.” abukluğunda…

İşin trajik yanı bilincine sıcak gündem çöreklenen entelektüel çevrelerin iki temel derdi olduğu söylenebilir: Demokrasi ve ekonomi. Ekonominin de demokrasi ile çözüleceği savlanınca gündemi, tek kelime ile Demokrasi kaplıyor. Hayat pek çok kavramın bir araya gelerek ördüğü bir ağ; demokrasi başka pek çok şey ile ilişkili de olsa, ağın başat kavramı olsa da zamkı değil, ağın bileşenlerinden yalnızca biri. Yazılamanın konusu bu nedenle kültür. Kültüre dair bir değinin ya da bu dizideki ifadeyle ilginin yerinde bir tasarruf olacağı kanaati oluştu.

Bingöl Elmas'ın Komşu Komşu! Huuu! Belgeseli'nden... Fotoğraf: Mehmet Eren Bozbaş

Hayat -ama büyük harfle Hayat- iyi-doğru-güzel kavramlarının bileşkesidir. Bunları bir araya getiren zamk demokrasi değil kültürdür. Neticede demokrasi de bir kültürdür anlam evreninde olan her şey gibi. O nedenle kültürü, Hayata rengini veren ana değişken, zemin ve zamk ile metaforlaştırıyoruz.

Kültür, en geniş anlamıyla insan ürünü her şey diye yerinde dile getirilir. Dil, kültürün taşıyıcısıdır. Kültür, anlamdır. Kültür, insanın dünyaya yönelmesinin ürünüdür. İnsanı, kültürel bir varlığa dönüştüren bu yöneliş sürecidir. İnsan, söz konusu yönelişin hem nesnesi hem de öznesidir. İnsan bu nedenle kültürel bir varlıktır. Uygarlık adını verdiğimiz tarihimiz, bir bakıma, türümüzün kültürelliği ile biyolojikliğinin çatışması olarak da okunabilir. Bu çatışmadan göreli bir denge ya da uyum yaratabilen toplumlar Hayatı zenginleştirerek varlıklarını sürdürebiliyorlar.

Her ne yaşıyorsak kültürel bir zemin içinde ya da üzerinde varlık kazanıyor. Orada/n yükseliyor Hayat. Kültür, neyi niçin yaptığımızın arkaplanını oluşturan yapısal bir değişken aynı zamanda.

Gülhane’den Gezi’ye giden yolda ya da süreçte bu yazılamada sıkça mimariden devşirdiğimiz metaforlardan biriyle söylersek zeminsiz bir mekana yapı yapmaya uğraşıyoruz: Ya yel alıyor ya yer hareketleri neticesinde yıkılıyor ya malzemeden çalınıyor ya bugün yapıp üzerine yarın düşünmeye başlıyoruz, başlayınca da hemen yıkıyoruz ya… Neticede bir türlü o iş olmuyor yani her ne ise yerli yerine oturmuyor. Sürekli şantiye halinde olmaklığın zeminsizlikle ilişkisi bu olsa gerek. Kültürün işte bir türlü olduramadığımız o zemin olduğu kanaatindeyiz.

Gülhane’den itibaren modernleşme süreci vites büyütür. Gülhane, bir bakıma bunun metin haline gelmesidir. Kayıt altına alınmasıdır. Bir üst anlatı olarak -şüphesiz harici güçlerin domine etmesi göz ardı edilmemeli- Hayata dokunmaması söz konusu değil/di/r. Öyle de olmuştur. Göreli özgürlük özellikle asırlardır eşit yurttaşlık statüsünde olmayan ‘azınlıklar’ın potansiyellerini gerçekleştirmeleri dolayımıyla yeni bir toplumsallık üretir. Kültür, Hayattan -ki özü gereği devingendir- etkilenir. Göreli özgürlük Osmanlı toplumunda okulların açılmasına, gazetelerin çıkarılmasına olanak sağlar. Toplum konuşarak, öğrenerek, tartışarak, örgütlenerek de kendini ifade etmeye başlar. Harcı yeniden karılan Osmanlı toplumu, eşit yurttaşlık üzerinden yeni bir toplumsallık, kamusallık, politiklik üretir. Verili durumu kavramak da bir kültür istediğinden şimdiden maziye baktığımızda sütün döküldüğü, vazonun kimi parçalarının tamamen un ufak olarak kırıldığı söylenebilir. Ama bu başka yazılamaların konusu oldu, olacak.

Şimdi gelin bu yazılamanın izin verdiği ölçüde bir tür retrospektif yapalım. Yani şimdiden başlayarak maziye doğru hükümetlerin, kültür politikaların ve bunları yürütecek nazırların ya da bakanların kimler olduklarına, nasıl çalıştıklarına, politikalarına bakarak kültürün habitatımızdaki izini sürelim.

Osmanlı’da 18. yüzyılın sonuna değin hükûmet yapısı Divan-ı Hümayun’dur ve Padişah başkanlık eder. Üyeleri Vezir-i Azam, Kubbealtı Vezirleri, Defterdar, Sadaret Kethüdası, Nişancı, Reis-ül Küttab ve Çavuşbaşı gibi devlet görevlilerinden oluşur. Toplantılara, ihtiyaç halinde Kaptan-ı Derya ve Yeniçeri Ağası da katılır. Zamanla başkanlığı Padişah yerine Vezir-i Azam (Sadrazam / Başbakan) yürütür. Sadrazamın özel ikâmetgâhı olan Bab-ı Ali de zamanla Osmanlı........

© Bianet


Get it on Google Play