Çünkü buradan kurtulmak bize kaldı* |
“Avrupa’nın refah ve ilerlemesi zencilerin, Arapların, Hintlilerin ve sarı ırkların ölü vücutları ve akıttıkları ter üzerine inşa edilmiştir.” — Fanon
Mahalle sanki dünyanın en kenarına teyellenmiş gibi yol yok, elektrik yok, üstelik çok uzak tarihler de değil iki binlerin başları, okul beyaz badanayla boyanmış olsa da çamurdan köhne bir kale.
Resmi olarak okullar açılınca kimselerin olmaması garipsenmiyor. Sınıf defterinde yazan isimlerin yoklamalarda bir hükmü yok.
Çoğu mevsimlik işçi. Biz sanki yanlış zamanda gelmişiz. Öğretmenler bile şaşkın. Mahalle kocaman bir mevsimlik işçi fabrikası gibi. Vardiya sistemiyle gün yüzü görüyorlar. Bu vardiyanın bedeli, eğitim hakkından mahrum kalmak demek.
Öyle üç beş gün değil. Toplasak altı ayı bulur. Üç ay kapanınca yani baharda üç ay da açılınca yani sonbaharda hasat edilecek tarlalarda soğan, fındık, şeker pancarı, patates, kayısı. Hepsinin tadında mahalle sakinlerimizin teri ve ölü bedenleri var. Siz onları biraz olsun kemiriyorsunuz! Tabii sağ kalanlar okula.
Okulda da anlaşılmışçasına “Dünya dönüyor, evet, ama belki de burada, bu dağ başında dönmemesini bilmek daha doğrudur.”** dersi. Dönüp dolaşıp aynı ders. Aynı öğretmenler çünkü branş öğretmenleri eksik.
Sosyalci dine, matematikçi müziğe. Aynı yoksulluk. Aynı ıgatlık. Takvimler onar yirmişer aksa da aynı. İki bin yirmi altı olsa da aynı. Mahalle genişlemiş sadece o da tepeden bakınca dış cephesi tuğladan bir cehennem sanki. Sanki biraz Amerikan Kolonisi.
Kolomb, karabiber ve diğer Doğu baharatlarına ulaşmak için çıktığı yolculukta vardığı toprakları Hindistan’ın bir parçası sanıyor; kıtanın “Amerika” olarak anılması ise Vespucci’nin........