menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Süleymancılar hakkında neler biliyoruz?

51 0
14.08.2026

Türkiye dün (13 Ağustos) güne yine bir operasyon haberiyle başladı. Bu kez operasyon, kamuoyunda “Süleymancılar” olarak bilinen dinî yapılanmanın lideri Alihan Kuriş ve beraberindeki isimlere yönelikti.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Kuriş’in de aralarında bulunduğu 49 kişi hakkında gözaltı kararı çıkardı. Polis, 17 ilde yürüttüğü eş zamanlı operasyonda Kuriş dahil 30 kişiyi gözaltına aldı. Ekipler, şüphelilere ait 43 adres ile 33 şirkete ait 80 adreste arama ve el koyma işlemleri yaptı.

Başsavcılık, soruşturmayı Kuriş’in adıyla anılan ve “çıkar amaçlı suç yapılanması” olarak nitelendirdiği yapı üzerinden yürütüyor. Savcılık, şüphelilere “suç örgütü kurma ve yönetme”, “suç örgütüne üye olma”, “suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama”, “kamu kurum ve kuruluşları zararına dolandırıcılık” ve “Vergi Usul Kanunu’na muhalefet” suçlamalarını yöneltiyor.

Peki, “Süleymancılar” olarak bilinen yapı nasıl doğdu, nasıl kurumsallaştı ve bugün hangi tartışmaların odağında?

“Süleymancılar” olarak bilinen yapının tarihçesine ilişkin en kapsamlı değerlendirmelerden biri, Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu tarafından 2016’daki darbe girişiminin ardından hazırlanan ve Türkiye’deki tarikat ve cemaatleri ele alan kapsamlı inceleme raporunda yer alıyor.

Rapora göre yapı, adını Süleyman Hilmi Tunahan’dan alıyor ve bu nedenle kamuoyunda “Süleymancılık” olarak anılıyor. Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi’nde de Tunahan, son dönem din âlimlerinden ve Nakşibendî-Müceddidî şeyhlerinden biri olarak tanımlanıyor.

1888’de Silistre’de doğan Tunahan’ın gençlik yıllarında babasından Nakşibendiyye usulüyle tasavvuf eğitimi aldığı belirtiliyor. 1922’de müderris olan Tunahan, 3 Mart 1924’te Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nun yürürlüğe girmesinin ardından müderrislik görevinden ayrıldı.

Diyanet raporunda, Tunahan’ın daha sonra fahri olarak İslami ilimler öğretmek için resmî makamlara başvurduğu, bu isteğinin kabul edilmemesi üzerine bir süre ziraatla uğraştığı aktarılıyor.

Tunahan 4 Şubat 1938’de vaizlik görevine başladı. Camilerdeki vaazlarının yanı sıra cami odalarında ve evlerin bodrum katlarında ders halkaları oluşturdu. Bu faaliyetleri nedeniyle hakkında takibat yürütüldü ve 1943’te vaizlik belgesi İçişleri Bakanlığı tarafından geri alındı. 24 Mart 1950’de ise yeniden vaaz izni aldı.

Rapora göre 1950’deki iktidar değişikliğinin ardından ortaya çıkan görece serbest ortam, Tunahan’ın din eğitimi faaliyetlerini artırmasına imkân sağladı. 1956’da ders verdiği bazı yerlere kolluk kuvvetlerince baskın düzenlendi ve Tunahan mahkemelerde sorgulandı. Buna karşın ders gruplarını dağıtmadı.

Özellikle Ramazan aylarında yetiştirdiği öğrencileri Türkiye’nin farklı bölgelerine gönderen Tunahan, buralarda Kur’an kursları açılmasını teşvik etti. Aynı zamanda mensuplarını Diyanet İşleri Başkanlığı’nın sınavlarına girmeye yönlendirdi ve çeşitli din hizmetleri kadrolarında görev almalarını destekledi.

İmam-hatiplere mesafeli yaklaşım

Diyanet raporuna göre cemaatin erken dönemini belirleyen önemli başlıklardan biri imam-hatip okullarına yaklaşımıydı.

Tunahan, 1951’den itibaren açılmaya başlayan imam-hatip okullarında yeterli din eğitiminin verilemeyeceği kanaatindeydi ve öğrencilerini bu okullara göndermekten kaçındı. Raporda, Tunahan’ın ardından gelen cemaat yöneticileri ve öğrencilerinin de imam-hatiplere yönelik bu olumsuz yaklaşımı uzun süre devam ettirdiği belirtiliyor.

Bu durum, cemaatin din eğitiminde devlet kurumlarından ziyade kendi kurs ve öğrenci ağını merkeze alan bir model geliştirmesinde etkili oldu.

Tunahan 16 Eylül 1959’da hayatını kaybetti ve İstanbul’daki Karacaahmet Mezarlığı’na defnedildi.

Liderlik ve kurumsallaşma

Tunahan’ın ölümünün ardından cemaatin yönetimini damadı Kemal Kacar üstlendi. Diyanet raporu, bu dönemden itibaren yapının hem yurt içinde hem de yurt dışında daha kurumsal bir görünüm kazandığını belirtiyor.

1961’de Almanya’ya başlayan yoğun işçi göçünün ardından Süleymancılar, Avrupa’da İslam Kültür Merkezleri adı altında Kur’an kursları açan ilk Türkiyeli dinî gruplardan biri oldu.

Türkiye’de ise cemaatin faaliyetlerinin kurumsallaşmasında 1960’ların ikinci yarısı ve 1970’li yıllardaki mevzuat değişiklikleri etkili oldu.

1965’te yürürlüğe giren 633 sayılı Diyanet İşleri Başkanlığı Teşkilât Kanunu, müezzinlik dışındaki birçok din hizmeti kadrosu için imam-hatip okulu, Yüksek İslâm Enstitüsü veya İlahiyat Fakültesi mezuniyeti şartı getirdi.

Cemaat çevresi bunun ardından Ocak 1966’da Kur’an Kursları Kurma, Koruma ve İdame Ettirme Dernekleri Federasyonunu kurarak faaliyetlerini daha sistematik bir yapıya kavuşturdu.

1971’de çıkarılan Kur’an Kursu Yönetmeliği kapsamında, dernekler tarafından yaptırılan Kur’an kursu binalarının kullanımının Diyanet’e devredilmesine yönelik düzenlemeler cemaat içinde tepkiyle karşılandı.

Dernekler daha sonra faaliyet alanlarını ortaokul, lise ve yükseköğretim öğrencilerine doğru genişletti ve “Kurs ve Okul Talebelerine Yardım Dernekleri” adını kullanmaya başladı. Böylece 1970’li yıllardan itibaren öğrenci yurtları, cemaatin en önemli faaliyet alanlarından biri haline geldi.

Yurtlardaki ölüm ve denetim tartışmaları

Cemaatle bağlantılı olduğu belirtilen........

© Bianet