menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Çocukları suçlamak neyi gizliyor?

20 0
22.04.2026

Feminist bir çocuk hakları savunucusu olarak, son bir haftadır okullarda gerçekleşen olaylar üzerine makul değerlendirmeler yapmanın çok zor olduğunu; büyük bir hicap ve ıstırap içinde olduğumu belirtmek isterim. Bu zor hal ile birlikte; kestirme cevaplar ve kolay failler bulmak yerine makul olmaya, doğru analizler yapmaya ve soruları doğru yere yönlendirmeye dair bir sorumluluğumuzla hareket etmeye özen gösteriyorum. Çocuklar için şefkatli, güven içinde yaşayabilecekleri bir eğitim sistemini, kent düzenini ve toplumsal yapıyı inşa etmek için sorumluluk almamız gerektiği kritik bir dönemdeyiz.

Okullarda yaşanan saldırılara dair olasılığı öngörsek de, bu durumun toplumsal şiddetin, cezasızlık kültürünün, tükenen eğitim sisteminin ve adaletsizliğin bir yansıması olduğunu bilsek de; karşımızda sadece analiz etmenin veya özet cümleler kurmanın yetersiz kaldığı bir durum var. Şiddetin bizzat çocuklar tarafından uygulanması ve yine çocukların buna maruz kalması; olayların ele alınış biçimiyle birleşince aklımızı, kalbimizi ve vicdanımızı zorlayan bir tablo ortaya çıkıyor.

Bu yüzden olayların altındaki sorunları ancak haritalandırarak veya uzun uzun listeleyerek bulabiliriz. Bu yaşadığımız ne münferit ne de basit bir neden-sonuç ilişkisinin sonucu; belki elli yıllık politikaların, belki çok daha fazlasının ve küresel politikaların bir yansıması. O yüzden bu yazı, cevaplardan ziyade sorulara odaklanacak.

Ne mutlak fail, ne yetiştirilen bir bitki!

Bu tablo karşısında yetişkin dünyasının refleksleri genellikle iki uç noktada seyrediyor. Bir yanda çocukları suçlayan, onları "canavar" gibi kodlayan ve "Bunlar nasıl çocuk?" sorusuna sığınan cezalandırıcı bir yaklaşım bulunuyor. Bu bakış açısı, çocuğu eyleminin her boyutuna hakim, mutlak bir "fail" olarak işaret ediyor. Diğer yanda ise üstenci bir dille "Çocuğunuzu şöyle yetiştirin, vicdanlı olsunlar" diye reçete dağıtan, çocuğu ise sadece yetişkinin elinde şekillenen edilgen bir "nesne" olarak gören bir tutum mevcut.

Oysa çocukluk, ne bu kadar mutlak bir irade, ne de bu kadar iradesiz bir hamur. Çocuk olan, olmakta olan, kapasitesi gelişen bir varlık. Bir çocuğun bir eylemin uzun vadeli sosyal, hukuki veya kişisel sonuçlarını bir yetişkin gibi muhakeme edebilmesi için gereken biyolojik donanım, gelişimsel olarak ancak genç yetişkinlikte (20-25 yaş) stabilize oluyor. Öte yandan da çocuklar bir miktar şefkat, bir miktar terbiye verildiğinde vicdanlı olacak bitkiler de değiller. Zira öğrenme sosyal, çevresel, rol modeller gibi pek çok öğeden de azade değildir. Özetle yetişkinler olarak, bu kolaycı kestirmelerden vazgeçmemiz ve şiddetin çocukların hayatına nasıl bu kadar........

© Bianet