Sarının zehri, yeşilin inadı
"asma bahçelerinde dolaşan güzelleribuhtunnasır put yaptıben ki zamansız bahçeleri kucakladımgüzeller bende kaldıİbrâhîmgönlümü put sanıp da kıran kim"Asaf Halet Çelebi
Her rengin kendince hüküm sürdüğü alaca bir dünyada yaşıyoruz. Kimi renkler vardır keyfimize keyif katar, kimileri ise bizi karamsarlığa sürükler. Bazı renkler bizi ısıtırken, bazıları soğuktan içimizi ürpertir. Renk vardır yaşlılığı simgeler, renk vardır gençlikle özdeşleşir. Öyle ya da böyle her renk kendini yaşar.
Peki, bunca rengin arasında en kıdemlisi, en deneyimlisi ya da en yaşlısı hangisidir? Bu sorunun peşine düştüğümde bulduğum cevapla çok şaşırdım. Yanıt olarak renklerin en görmüş geçirmişleri diyebileceğim siyah ya da laciverti beklerken; zihnimde ilk gençlikle işaretlenmiş pembe ile karşılaştım. Hem de parlak pembe.
Sahra Çölü’nde günümüzden 1,1 milyar yıl öncesine tarihlenen, fosilleşmiş bakterilerden günümüze kalmış pembe. Böylece pembe yerküremizdeki renklerin öncülü olarak tescillenmiş. İlginçtir Türkçedeki pembe kelimesinin kökü Farsça pamuk anlamına gelen panba sözcüğüne dayanıyormuş. Başta pamuk anlamında kullanılan bu sözcük zamanla renk anlamını kazanmış. İnsan ister istemez pembe kelimesinin bu farklılaşmasının pamuk şekeri ile bir bağlantısı var mı diye düşünüyor.
Renklerin öncülü pembe renk iken acaba insanın kullandığı ilk renk hangisidir? Aklıma ilk olarak yine siyah geldi. Adını Farsçadan aldığımız bu renkle tarih öncesinin insanları yaklaşık beş yüz bin yıl önce ateşi kontrol etmeye başladıktan sonra tanışmış olsa gerek. Ellerine aldıkları kömürleşmiş odun veya kemik parçaları ile insanlığın ilk sanatsal üretimlerini mağara duvarlarına çizmiş olabileceklerini düşünüyorum.
Ancak günümüze ulaşan kanıtlara göre, mağara duvarlarına çizilmiş ilk duvar resimlerinde bizi selamlayan renk kırmızıdır; aşı boyası kırmızısı. İçerisinde demir oksit bulunan kilin mağara duvarında bıraktığı bu renkle insanın on binlerce yıl öncesine ait zihin dünyası günümüze taşınmıştır.
Eskinin insanları kırmızıyı çok sevmiş olsa gerek ki farklı yollardan da bu renge ulaşmışlar. Anavatanı Güney Amerika olan ve yaşamını kaktüsler üzerinde geçiren Dactylopius coccus adlı bir böceği kurutup sonrasında döverek kırmızı rengi elde etmişler. Bu böceğin Arapça ve Farsçadaki bir adının da kırmız olduğunu söylemem sanırım bu rengin dilimize nasıl girdiğini anlatması açısından yeterlidir.
Renklerin genci,........
