Neval El Saadavi’nin kadınları, iktidarı ve suskunluğu üzerine

Ortadoğu’dan yükselen kadın sesleri dünya edebiyatında çoğu zaman geç duyuldu. Oysa Nawal El Saadawi, 1970’lerden itibaren yalnızca Mısır’ın değil, dünyanın erkek egemen düzenini sarsan en güçlü yazarlardan biri oldu. Doktor, aktivist ve yazar kimliğiyle kadın bedeni üzerindeki tahakkümü, dinin politik araç hâline gelişini ve sınıfsal eşitsizlikleri edebiyatın merkezine taşıdı. Dünya çapında en çok bilinen eseri Sıfır Noktasındaki Kadın (Woman at Point Zero) olsa da, Türkçede Belge Yayınları tarafından yayımlanan Tanrı Nil Kıyısında Öldü (God Dies by the Nile) bugün yeniden keşfedilmeyi bekleyen güçlü romanlardan biri.

Belki de öncelikle şunu söylemek gerekiyor: Saadavi’nin eserleri Türkiye’de yeni ve güçlü çevirileri hak ediyor. Çünkü onun dili yalnızca politik değil aynı zamanda şiirsel, alegorik ve son derece sinematografik. Özellikle Tanrı Nil Kıyısında Öldü, bugünün okuruna daha akıcı ve güncel bir çeviriyle yeniden ulaşmalı.

Nil kıyısında kurulan erkek düzeni

Roman, Nil kıyısındaki Kafr El-Teen köyünde geçiyor. Daha ilk sayfalarda Nil Nehri’nin büyülü atmosferiyle karşılaşıyoruz. Ancak bu büyü kısa sürede yerini karanlık bir sessizliğe bırakıyor. Galabeyasıyla kaybolan genç kadın Nefissa’nın yokluğu, köyün bastırılmış korkularını görünür hâle getiriyor.

Saadavi, doğa betimlemelerinin içine şiddeti ustalıkla yerleştiriyor. Nil’in bereketiyle erkek egemenliğinin çürümüşlüğü aynı coğrafyada yan yana duruyor.

Köydeki düzen bütünüyle erkekler arasında kurulan hiyerarşik bağlarla ayakta kalıyor. Muhtar, politik gücünü kadın bedeni üzerinde tahakküm kurmak için kullanıyor. Kadınları evine hizmetçi olarak alıyor, onları cinsel şiddete maruz bırakıyor. Köylüler için muhtar yalnızca devletin temsilcisi değil, aynı zamanda korkunun bedenleşmiş hâli.

Şiddetin ardındaki yetersizlik duygusu

Romanın dikkat........

© Bianet