Müsteşarlıktan Millî Eğitim Bakanlığı’na: Yusuf Tekin’in eğitim vizyonu |
Millî Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, yaptığı açıklamalar ve eğitim sisteminde hayata geçirilen düzenlemelerle sık sık gündeme geliyor. Geçtiğimiz yıl 1940’lı yıllarda vatandaşın Kur’an-ı Kerim öğrenmesinin yasaklandığını ileri sürdü ve laiklikle ilgili bazı açıklamalar yaptı. Hem kamuoyu hem de siyasetçiler bu duruma büyük tepki gösterdi. Yaşananların ardından Tekin’in önce müsteşarlığı ardından Bakan olduktan sonraki icraatları yeniden gündeme geldi. Bu yıl ise zorunlu eğitim süresinin liselerde kısaltılması ve 2 2 modelinin öne çıkması yeniden eleştirilerin odağı oldu. Peki Yusuf Tekin kim? Tekin döneminde neler yaşandı? Tekin’in görev süresindeki eğitim vizyonu nasıl?
Yusuf Tekin, 1994’te Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümü’nden mezun oldu. Mezuniyetinin ardından aynı yıl Cumhuriyet Üniversitesi Kamu Yönetimi Bölümü Siyaset ve Sosyal Bilimler Anabilim Dalı’nda araştırma görevlisi olarak akademik kariyerine başladı. Tekin, siyaset ve sosyal bilimler alanında 1997’de yüksek lisansını, 2002’de ise doktorasını tamamladı. Daha sonra Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümü’ne öğretim üyesi olarak atandı. Burada 2007’ye kadar yardımcı doçent olarak görev yapan Tekin, aynı yıl siyaset ve sosyal bilimler alanında doçent unvanı aldı.
Tekin, Millî Eğitim Bakanlığı Müsteşarlığı görevine 29 Mayıs 2013’te atandı ve 25 Temmuz 2018’e kadar bu görevi sürdürdü. Bu dönemde önce Nabi Avcı ardından 2016’da İsmet Yılmaz Millî Eğitim Bakanı olarak görev yaptı. Ancak Tekin, müsteşarlık koltuğunda kalmayı sürdürdü ve kamuoyunda “gölge Millî Eğitim Bakanı” olarak anıldı.
Yusuf Tekin, aynı zamanda Cihannüma Dayanışma ve İşbirliği Derneği’nin kurucu genel başkanı. Derneğin internet sitesindeki tanıtımında, “Ümmet bakışı ile düşünmek, çalışmak, üretmek, başkalarıyla ilgilenmek, nihayet insana ve insanlığa faydalı olmak” şeklindeki ifadeler dikkat çekiyor. İl ve ilçe milli eğitim müdürlükleri ile çeşitli protokoller imzalayan dernek, etkinliklerde Bakan Yardımcısı Nazif Yılmaz gibi isimleri konuk etti.
Cihannüma Derneği’nin 2021 Çalıştay Sonuç Bildirgesi’nde, “Biz kimiz?” sorusuna, “Cihannüma’nın asırları aşan bir etkinin/yankının, zamanımıza ait problemlerin çözümünde ilham edinilecek İslam değerlerine olan bağ ve sadakatinde gizlidir” yanıtı veriliyor.
Yusuf Tekin’in Millî Eğitim Bakanlığı Müsteşarlığı döneminde, 2 Ekim 2013’te yapılan yönetmelik değişikliğiyle “Öğrenci Andı” uygulaması yürürlükten kaldırıldı. Bu karar, kamuoyunda büyük tartışmalara yol açtı. Tekin, konuda kaleme aldığı bir köşe yazısında, “Tüm dünyada faşizm ve ırkçılığın egemen olduğu bir konjonktürde, ulus devletlerin tek tip vatandaş yaratma rekabetinde olduğu bir ortamda kaleme alınmış ve karara bağlanmış olan ‘Andımız’ın eğitim sürecinin dışına çıkarılması, tek tip vatandaş yetiştirme politikasının değiştiğini gösteriyor” ifadelerini kullandı. Bu açıklama eleştirileri daha da artırdı.
Yusuf Tekin dönemi öncesi hayata geçen zorunlu eğitimin sekiz yıldan 12 yıla çıkarılması ve eğitim sisteminin 4 4 4 şeklinde kademelendirilmesi onun döneminde de devam etti. Sistemle birlikte imam hatip ortaokulları açıldı. 2012-2013 eğitim öğretim döneminde bin 99 imam hatip ortaokulunda 94 bin 467 öğrenci eğitim görürken, Tekin’in müsteşarlığı döneminde imam hatip ortaokulu sayısı 3 bin 286’ya çıktı, öğrenci sayısı ise 723 bin 108’e yükseldi.
2014-2015 eğitim-öğretim yılında başlatılan “Örgün Eğitimle Birlikte Hafızlık Projesi”, imam hatip ortaokullarında hâlâ uygulanıyor. Türkiye genelinde 167 okulda bu eğitim alınabiliyor. Amaç, öğrencilerin örgün eğitimle birlikte hafızlık çalışmalarını sürdürebilmelerini sağlamak. Proje kapsamında öğrenciler, 5. sınıfta hafızlık eğitimine başlıyor. 6. sınıfta bir yıl eğitimlerine ara vererek yoğun hafızlık çalışmaları yapıyor. Öğrencilerin 7. ve 8. sınıfta ise akademik derslere ağırlık vererek bir üst öğretim kurumuna hazırlık yapmaları sağlanıyor.
2014’te AKP hükümeti, dershanelerin kapatılması ya da özel okullara dönüştürülmesini hedefleyen bir yasa hazırlığına başladı. Bu adım, özellikle AKP ile Fethullahçılar arasında gerilimi artırdı. Türkiye genelinde faaliyet gösteren 3 bin 500’den fazla dershanenin kapatılmasını öngören yasa, 1 Mart 2014’te kabul edilerek yürürlüğe girdi. Bu düzenleme ile dershanelerin temel liseye veya özel okula dönüşmesi için son tarih olarak 1 Eylül 2015 belirlendi. Ancak Anayasa Mahkemesi (AYM), dershanelerin kapatılmasını düzenleyen kanunu iptal ederek bu sürece yeni bir boyut kazandırdı. AYM’nin kararı sonrası yoğun tartışmalar yaşanırken, dershaneler “özel öğretim kursları” olarak yeniden tanımlandı ve bu dönüşüm yasal çerçeveye oturtuldu. Ancak bu süreçte “merdiven altı” olarak tabir edilen, yasal olmayan eğitim yapılarının ortaya çıktığı iddiaları gündeme geldi. Dönüşüm süreci kapsamında geçici olarak kurulan temel liseler, 2018-2019 eğitim öğretim döneminin sonunda faaliyetlerini sonlandırdı. Bu dönem, Türkiye’nin eğitim sisteminde büyük değişimlerin yaşandığı ve çeşitli tartışmaların odağı haline geldiği bir süreç olarak tarihe geçti.
1 Mart 2014 tarihli 6528 sayılı Kanunla, merkez ve taşrada görev yapan eğitim yöneticilerinin görevleri sonlandırıldı. Düzenleme, müsteşar yardımcısından okul müdürlerine kadar geniş bir yelpazeyi kapsayarak, eğitim alanında önemli bir değişikliğe neden oldu. Eğitim çevrelerinin değerlendirmelerine göre bu kanunla görevden alınanların sayısı 50 bini buldu. Hükümete yakın olmayan eğitim yöneticilerinin tasfiye edildiği iddiası düzenlemeyle ilgili tartışmaları beraberinde getirdi.
Eğitimciler tarafından tepkiyle karşılanan uygulamalardan biri de taban maaş oldu. 2014’te taban maaş uygulaması Özel Öğretim Kurumları Kanunu’ndan çıkarıldı. Düzenleme, özel eğitim ve öğretim kurumlarında çalışan öğretmenlerin maaşlarının en az kamudaki personel kadar olmasını içeriyordu.
14 Mart 2014’te Torba Yasa’ya eklenen bir maddeyle “Proje Okul” uygulaması hayata geçirildi. Köklü liselerin de aralarında bulunduğu birçok okul, proje okulu ilan edildi. Daha sonra bazı mesleki ve teknik liselerle imam hatip liseleri de listeye eklendi. Bu uygulama ile proje okullarında yapılacak öğretmen ve idareci atamaları sınavsız bir şekilde doğrudan Millî Eğitim Bakanı’na bağlandı. Proje okul statüsü kazanan okullardan yüzlerce öğretmen ve idareci ayrılmak zorunda kaldı. Ayrıca taban puan şartı sağlanmadan nakil uygulamasına izin verilerek düşük puanlı öğrencilerin köklü okullara girmesinin yolu açıldı.
Proje okul uygulaması, eğitim camiası ve velilerden yoğun tepki aldı. İstanbul Erkek Lisesi öğrencileri mezuniyet töreninde müdürlerine sırtlarını dönerek durumu protesto etti. Veliler, çeşitli eylemlerle tepkilerini dile getirirken, uygulama AYM’ye taşındı. Halen faaliyette olan proje okulları için dönemin Millî Eğitim Bakanlığı Müsteşarı Yusuf Tekin, “İcadı, mevzuata koyan benim” açıklamasını yaptı.
2014-2015 eğitim-öğretim döneminde özel okullara yönelik “eğitim-öğretim desteği” uygulaması başlatıldı. Bu düzenlemeyle özel okullara, öğrenci başına destek verilmesi kararlaştırıldı. Ancak devlet okullarının pek çok ihtiyacının karşılanmadığı bir dönemde özel okullara bütçe ayrılması, toplumda tepkiye neden oldu. Eğitimciler ve veliler, devlet kaynaklarının öncelikli olarak kamu okullarına tahsis edilmesi gerektiğini savunarak bu uygulamayı eleştirdi.
2016’da çıkarılan 652 sayılı Kanun tasarısıyla yaklaşık 2 bin 500 maarif müfettişi “eğitim uzmanı” olarak görevlendirildi ve bir kısmı mülakatla “Bakanlık Maarif Müfettişi” yapıldı. Bu düzenleme, eğitim alanında tartışmalara yol açtı. Soruşturma ve araştırmalarda objektifliğin bozulacağı ve az sayıda müfettişle denetim faaliyetlerinin imkânsız hale geleceği yönünde eleştiriler dile getirildi. Uygulama, eğitim sistemindeki denetim mekanizmalarının zayıflayacağı endişesini beraberinde getirdi.
2016’da Kanun Hükmünde Kararname ile 2011’de kaldırılan sözleşmeli öğretmenlik uygulaması geri getirildi. Bu öğretmenlerin alımının mülakat ile yapılması eğitim camiasında tepkiyle karşılandı. Sendikalar, mülakatın iktidar için bir kadrolaşma aracına döndüğünü iddia ederek, bu sistemle torpil ve liyakatsizliğin meşrulaştırıldığını savundu. “Öğretmen Strateji Belgesi 2017-2023” de eleştirildi. Performans değerlendirme sisteminin öğretmenlik mesleğini değersizleştirdiği ve sistemin “yandaş-muhalif” çerçevesinde ele alındığı iddia edildi.
2017’de Temel Eğitimden Ortaöğretime Geçiş Sistemi (TEOG) kaldırıldı, yerine “Liseye Geçiş Sistemi” getirildi. TEOG sınavına girmek istemeyen veya sınavla bir okula yerleşemeyen bir öğrencinin adrese en yakın okula gidebileceği uygulamasına geçildi. Veliler ve öğrenciler tedirginlik yaşadı. Birçok okulun imam hatip liselerine dönüştürüldüğü, yeteri kadar Anadolu lisesi olmadığı, öğrencilerin mesleki ve teknik ile imam hatip okullarına yönlendirildiği tartışmaları gündeme geldi. 2002’de 450 olan imam hatip lisesi sayısı 2017’de bin 408’e çıktı. 71 bin olan öğrenci sayısı ise 517 bine yükseldi.
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçişle beraber müsteşarlık makamının kaldırılması sonrası yeniden öğretim üyeliğine dönen Tekin, Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü’nde profesör oldu. Ardından 15 Eylül 2018’de Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Rektörlüğü görevine başladı. Bu süreçte Tekin’in atanma süreci çok tartışıldı. Çünkü Tekin’in akademisyenliğe döndüğü dönemde rektörlük için “en az üç yıl profesörlük yapma” şartı vardı. 13 Eylül 2018’de, Cumhurbaşkanı Kararnamesi ile bu şart kaldırıldı. O kararnamenin hemen ardından Tekin, 14 Eylül 2018’de Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Rektörü olarak atandı ve 15 Eylül’de Resmî Gazete’de yayımlanmasının ardından göreve başladı. Bu atama ile birlikte “kişiye özel düzenleme yapıldığı” iddiası gündeme geldi. Tekin ise “Yasa, kararname benim için değiştirilmedi. Ben değiştirilen kararnameden sonra rektör olarak atandım” dedi.
Bugün eğitimde en çok tartışılan ve eleştirilen uygulamaların başında 2021-2022 eğitim öğretim döneminde yaygınlaşan Mesleki Eğitim Merkezi (MESEM) geliyor. Bakanlığın, lise öğrencilerinin okulda teorik eğitim almasını, iş yerinde ise meslek öğrenmesini hedeflediği proje kapsamında, iş gücü piyasasının ihtiyaç duyduğu nitelikli eleman ihtiyacının bu yolla karşılanacağı savunuldu. Meslek lisesi öğrencilerin haftanın bir günü okulda, dört günü işyerinde çalıştığı eğitim modeli kamuoyunda sert şekilde eleştiriliyor. 2024-2025 eğitim öğretim döneminde 408 mesleki eğitim merkezinde 440 bin 330 öğrenci eğitim aldı. Ancak eğitim uzmanları Bakanlığın “çocuk işçi bulma” kurumuna dönüştüğünü savunarak uygulamaya karşı çıkıyor. İşçi Sağlığı ve Güvenliği Meclisi’nin (İSİG) hazırladığı raporlarda çocukların güvenli alanlarda çalışmadığı ve çok sayıda çocuğun işyerinde hayatını kaybettiği yer alıyor.
Yusuf........