menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Ya teknoloji işçileri üretimi planlarsa?

13 1
yesterday

Yapay Zekânın Politik İnşası dosyamızın bu bölümünde, Lucas Aerospace işçilerinin yarım asır önceki deneyimine odaklanıyoruz. 1976’da Lucas Aerospace işçileri, şirket yönetiminin dayattığı işten çıkarmalara karşı yalnızca direnmekle yetinmedi; üretimin yönüne dair bir hak iddiasıyla “toplumsal olarak faydalı üretim” ekseninde kendi alternatif planını yazdı. Tıbbi ekipmandan ulaşıma, enerji tasarrufundan uzaktan müdahale düzeneklerine uzanan “Lucas Planı”, savaş ekonomisinin “zorunlu” diye dayattığı önceliklere karşı işçi bilgisini ortak bir sanayi hafızasına çeviren ve planlama hakkını yeniden tartışmaya açan bir işçi soruşturmasıydı. Planın 50. yılında, teknoloji şirketlerinin emperyalist odaklarla kurduğu çıkar ortaklıkları “yapay zekâ” ve bağlantılı teknolojileri bir denetim ve savaş aygıtı olarak geliştirip kullanırken, Lucas deneyimi hâlâ yakıcı bir soruyu önümüze koyuyor: Teknolojinin ve üretimin yönünü kim belirleyecek?

1960’larda sivil havacılığın büyümesi ve silahlanma yarışının beslediği askerî tedarik ağı, Birleşik Krallık’ta havacılık sanayiini yüksek hassasiyetli alt bileşen üretimine daha da bağımlı hâle getirir. Lucas Aerospace bu dönemde Lucas Industries grubuna bağlı, uçak ve motor üreticilerine kritik bileşen sağlayan büyük bir tedarikçidir. Uçuş kontrol ekipmanları, itki ters çevirici sistemleri, yakıt kontrol ve yakıt ölçüm birimleri ile çeşitli yardımcı motor sistemleri şirketin üretim omurgasını oluşturur; kumanda yüzeylerini hareket ettiren aktüatörler de bu omurganın merkezindeki önemli parçalardan biridir.

Bu üretim, Lucas’ı büyük programların içinde görünmeyen ama kritik bir halka hâline getirir. Şirket, Lockheed ve Airbus gibi üreticilerin çeşitli uçak programları için yakıt ekipmanı ve kumanda sistemleri üretir; aynı zamanda askerî projelerde de önemli sözleşmeler üstlenir. Şirkette çalışan kişi sayısı 1970’lerin ilk yarısında on sekiz bin kişi düzeyindedir.[1]

1970’lerin başında Lucas şirketinin farklı tesislerinde seçilen işyeri temsilcileri, şirket çapında ortak bir koordinasyon mekanizması kurarak “Lucas Aerospace Birleşik İşyeri Temsilcileri Komitesi” adı altında örgütlenir.[2] Bu komite, Lucas’ın çok tesisli yapısının toplu pazarlığı bölerek işçileri zayıflatmasına karşı geliştirilmiş bir yanıttır. Amaç, ücret, emeklilik, kadro planlaması ve çalışma koşulları gibi konularda her fabrikanın ayrı ayrı baskı altına alınmasını engellemektir. Komite, her tesisten aldığı yetkiyle kararları ortaklaşa tartışarak alır ve bunları tekrar işyerlerine taşıyıp uygular. Böylece Lucas işçilerinin elindeki üretim bilgisi, tek tek ustaların elinde dağınık hâlde kalan parçalar olmaktan çıkar; ortak bir sanayi hafızasına ve birleşik bir pazarlık gücüne dönüşür.

Bu birleşik yapı, daha ilk yıllarında kriz koşullarının basıncıyla karşılaşır. 1973’te patlak veren petrol krizinin hızlandırdığı ekonomik daralma, 1974’e gelindiğinde sanayideki yeniden yapılanmayı sertleştirir. Lucas gibi çok tesisli tedarik şirketlerinde bu, “rasyonelleştirme” diliyle konuşulan somut bir tehdit demektir: işten çıkarma, bölüm kapatma ve bazı işlerin yurt dışına kaydırılması. Lucas yönetimi de tam bu hatta ilerler.

Komite açısından mesele burada düğümlenir. Bir yandan çok tesisli yapının parçalayarak zayıflattığı pazarlık gücünü birleştirmeye çalışırlar; öte yandan karşılarındaki karar, tek tek işyerlerinde çözülebilecek bir “ücret pazarlığı” olmaktan çıkar, şirketin stratejisi ve devletin sanayi politikasıyla doğrudan bağlantılanır. Bu yüzden komite, sürecin yalnızca toplu pazarlıkla durdurulamayacağını görerek mücadeleyi fabrikanın dışına taşır ve hükümetin sanayi politikasına doğrudan müdahil olmaya karar verir.

Bu hamlenin zemini de 1974’te Britanya siyasetindeki değişimle oluşur. Harold Wilson liderliğindeki İşçi Partisi iktidara gelir; sanayide kamu müdahalesini artırmayı ve yeniden yapılandırmayı devlet eliyle yönetmeyi hedefleyen bir çizgi kurar. Tony Benn’in Sanayi Bakanı olarak atanması, komitenin gözünde bu kanalı daha anlamlı kılar: Benn katılımcı demokrasi ve kamulaştırma fikrini savunan, işçi denetimini siyasi gündeme taşıyan dönemin en etkili isimlerinden biridir.[3]

Kasım 1974’te komiteden 34 kişilik bir işyeri temsilcileri heyeti Sanayi Bakanlığı’nda Benn ile görüşür. Heyetin hedefi, Lucas’ın geleceğini havacılık sanayisinin kamulaştırılması tartışmalarına dâhil ettirmek ve böylece yönetimin “rasyonelleştirme” planlarına karşı siyasî bir basınç hattı kurmaktır. Benn bu talebi kendi yetkisiyle doğrudan karşılayamayacağını belirtir; ancak komiteye Lucas’ın geleceğine dair alternatif bir şirket stratejisi hazırlamalarını önerir.

Komite, Benn’in “alternatif şirket stratejisi” önerisini yalnızca işten çıkarmalara karşı bir savunma hamlesi olarak değil, üretimin yönüne dair bir hak iddiası olarak ele alır. Bu nedenle alternatif üretim planını, üretimde söz sahibi olmayı da içeren “toplumsal olarak faydalı üretim” (socially useful production) ekseninde kurmaya karar verir. Amaç, Lucas’ta ağırlıkla askerî/savunma tedarikine bağlı işleyen mevcut üretim hattını, toplumsal ihtiyaçlara göre yeniden düzenlemektir. “Piyasa yok” gerekçesiyle dayatılan işten çıkarmaları kabullenmek yerine, işçilerin teknik bilgi ve becerisini sağlık, ulaşım, enerji verimliliği ve engellilik destekleri gibi alanlara aktaracak somut bir üretim planı ortaya koymak hedeflenir.

Komite, bu stratejinin yalnızca fabrikanın içinde kurulamayacağını baştan görür. Toplumsal ihtiyaç, işyerinin duvarları içinde kendiliğinden görünür olmaz; hele ki 1970’lerin ortasında enflasyon, durgunluk ve işsizlik aynı anda tırmanırken, kamu bütçesinin önemli bir kısmı silah siparişlerine kilitlenmişken. Bu yüzden ilk adım olarak bakışını dışarıya çevirir. Sendikalara, araştırma kurumlarına, meslek örgütlerine, tüketici ve engelli derneklerine, sağlık çalışanlarına ve yerel yönetimlere mektuplar gönderilir. Soru açıktır: Hangi ürünler acildir, bu ihtiyaçlar hangi koşullarda karşılanamıyor ve Lucas’taki üretim kapasitesi -makineler, atölyeler, beceriler- bu alanlara nasıl yöneltilebilir? Yaklaşık 180 kuruma giden yazılara karşılık olarak yalnızca üç yanıt gelir.[4]

Bu sınırlı geri dönüş, komiteyi planı içerideki kolektif bilgiye daha doğrudan dayandırmaya yöneltir. Bunun için tesislerde soru formları dolaşıma girer; atölye toplantılarıyla farklı işler, farklı sendikalar ve farklı kadrolar aynı tartışma hattında buluşturulur. Sorular, soyut bir “fikir toplama” çağrısı değil, somut bir kapasite yoklamasıdır: İşgücünün sayısı ve beceri dağılımı, özel beceriler, mevcut tezgâhlar ve üretim ekipmanı, o an üretilenler, daha önce üretilmiş olanlar, geliştirme aşamasındaki ürünler, taşeron iş yükü ve özellikle uçak işi dışında hangi yeni ve toplumsal olarak faydalı ürünlerin üretime çevrilebileceği tek tek sorulur.[5] Aynı form, “nasıl üretelim” sorusunu da işin içine alır; fabrikanın işgücü tarafından nasıl işletilebileceği, ortak temsilci komiteleri ve yerel kurumsal planlama mekanizmaları gibi başlıklar da bu soruşturmanın parçası hâline gelir. Böylece süreç, yalnızca “ne üretelim” sorusuna değil, ürün seçimini ve üretimin nasıl kurulacağını birlikte tartışmaya yaslanan bir işçi soruşturmasına dönüşür.

Ortaya çıkan malzeme, geri dönüşleri sayan bir anket çıktısı değil; işyeri ölçeğinde toplanmış teknik envanterin toplumsal ihtiyaç fikriyle yeniden bağlandığı bir kolektif planlama denemesidir. Yaklaşık bir yıllık derleme sonunda 150’yi aşan ürün fikri birikir. Bu birikim Ocak 1976’da, bugün kısaca “Lucas Planı” diye anılan “Durgunluk ve İşten Çıkarmalara Karşı Olumlu Bir Alternatif Olarak Bir Acil Durum Stratejisi” başlıklı dosyada bir araya getirilir; dosya şirket yönetimine sunulur ve kamuoyuna duyurulur. Metin yalnızca yönetimle pazarlık yürütmek için değil, kamuoyunu ve muhatap kurumları harekete geçirmek için de kurgulanmıştır. Giriş ve özet bölümleri “işten çıkarmalar kaçınılmaz” iddiasına karşı siyasî bir karşı anlatı kurar; teknik bölümler ise Lucas’taki somut teknolojilerin ve işçilerin pratik bilgisinin hangi toplumsal alanlara çevrilebileceğini tek tek tarif eder.

Komite, bu önerileri altı ana başlık altında toplar: tıbbi ekipman ve sağlık teknolojileri; ulaşım araçları; geliştirilmiş fren sistemleri; enerji tasarrufu ve yenilenebilir enerji; denizcilik ve okyanus teknolojileri; “telechiric machines” olarak geçen uzaktan müdahale düzenekleri. Bu başlıklar rastgele seçilmez. Bir yanda savaş ekonomisinin “zorunlu” diye dayattığı öncelikler vardır; öte yanda Ulusal Sağlık Sistemi’nin ekipman ihtiyacından kentsel ulaşımın güvenliğine, petrol şokunun ardından enerji tasarrufu arayışlarından deniz ve iş güvenliğine uzanan kamusal açıklar. Lucas atölyelerindeki hassas imalat, hidrolik ve pnömatik sistemler ile kontrol ve test altyapısı, tam da bu alanlara aktarılabilecek türden birikimlerdir. Plan, bu teknik kapasiteyi askerî sözleşmelerin dar çerçevesinden çıkarıp toplumsal faydaya bağlamayı hedefler; rüzgâr türbinleri ve güneş enerjisi uygulamaları gibi öneriler de bu hattın parçasıdır. Bu çerçevede, ürünler altı kategori altında sıralanır:

Sağlık başlığı, planın en doğrudan ihtiyaç vurgusu yapan hatlarından biridir. Komite, Acton’daki GE Bradley’s tesisinde sınırlı ölçekte üretilen böbrek diyaliz makinelerinin üretimini yaklaşık yüzde 40 artırmayı hedefe bağlar. Bu öneri, piyasaya yeni bir ürün sunma hamlesi gibi değil, sağlık sistemindeki açıkla ilişkilendirilir. Diyaliz cihazı yetersizliği nedeniyle hastaların hayatını kaybetmesi, üretim kapasitesi varken bu kapasitenin askerî sözleşmelere kilitlenmesiyle açıklanamaz bir toplumsal sonuç olarak tarif edilir.

Diyalizle birlikte ikinci bir çizgi açılır: taşınabilir diyaliz makinesi. Bu fikir evde kullanımın yanı sıra fabrikalar ve sıcak iklimli ülkelerdeki sahra koşulları için de düşünülür. Böylece tıbbi cihaz yalnız hastane ölçeğine sıkıştırılmaz; bakımın mekânını genişleten bir tasarım alanı olarak ele alınır. Aynı başlık altında ambulanslar için geliştirilmiş yaşam destek sistemi de yer alır. Burada plan, yalnızca ihtiyaç saymakla kalmaz; görece basit bir ısı değiştirici ve pompalama düzeniyle prototipin hızlı üretilebileceğini, maliyetin düşürülebileceğini ve ambulans hizmetinin daha güvenli hâle getirilebileceğini teknik olarak tarif eder.

Sağlık bölümünün üçüncü odağı, engellilik ile tasarımın kesişiminde kurulur. Plan, Sağlık Bakanlığı ile bağlantılı Engelliler için Tasarım Birimi üzerinden iki somut ürün hattı tarif eder. İlki yapay uzuvların kontrol sistemleridir; Lucas’taki kontrol mühendisliği birikiminin protezlere uygulanmasıyla daha hassas ve kullanıcıya uyarlanabilir bir kontrol hedeflenir. İkincisi görme engelliler için “görme ikame” yardımcılarıdır; havacılıkta biriken yön bulma, ölçüm ve kontrol bilgisinin gündelik yaşamda yön bulma ve çevre algısı için uyarlanabileceği belirtilir.

Bu çerçeve, bakım ve hareketlilik tarafında daha da somutlanır. Spina bifidalı çocuklar için geliştirilen Hobcart, planın özellikle sahiplendiği örneklerden biridir. Wolverhampton’daki bir çırak, çocuğun bedenine göre kalıplanmış bir arkalıkla daha güvenli ve bağımsız hareket etmeyi mümkün kılan bir araç tasarlar. Yönetim bu fikri “ürün yelpazesine uymuyor” diyerek geliştirmeye yanaşmaz. Plan, bu örneği bir başarı hikâyesi gibi parlatmak için değil, şu gerilimi görünür kılmak için öne çıkarır: Fabrika içindeki bilgi ve beceri, kamusal bir ihtiyaca cevap veren tasarıma dönüşebilir; dönüşüp dönüşmeyeceğine şirketin kâr ve sözleşme öncelikleri karar verdiğinde bu kapasite sistematik biçimde boşa düşer.

Ulaşım başlığında iki ana öneri öne çıkar. İlki, karayolu ile ray üzerinde ilerleyebilen hafif bir araç fikridir. Plan bu aracı tekil bir tasarım merakı olarak kurmaz; ray altyapısının parçalandığı, hatların kapatıldığı ve kırsalın ulaşımının zayıflatıldığı koşullarda düşük altyapı maliyetiyle kamusal taşımayı yeniden örgütlemenin bir yolu olarak ele alır. Bu yüzden öneri, aracın ray hattına kendiliğinden oturmasını beklemez; geçiş ve yönlendirme problemine doğrudan mühendislik cevabı üretir. Rayda stabil kalmak için rayla temas eden küçük bir kılavuz tekerlek ve bu tekerleğin hareketini direksiyona bağlayan servo destekli bir düzen önerilir.

Bu fikir metinde kalmaz; yol ve ray üzerinde gidebilen araç daha sonra “yol-ray otobüsü” (road-rail bus/vehicle) diye anılan bir prototipte somutlanır ve ülke içinde tanıtım amaçlı dolaştırılır. Prototipin dolaşıma sokulması, alternatif üretimin yalnız teknik olarak mümkün olduğunu değil, kamu kurumları ve yerel taşıma idareleriyle ilişki kurularak bir kamu hizmeti çözümü olarak tartışılabileceğini göstermeyi hedefler. Buna ek olarak demiryolu makas düzeneklerini iyileştirme ve hemzemin geçit bariyerlerini daha güvenli hâle getirme gibi önerilerin bulunması da tesadüf değildir; plan araç ile altyapı güvenliğini aynı paket içinde düşünür.

İkinci odak hibrit güç sistemi önerileridir. Plan hibriti yalnız motor teknolojisi düzeyinde ele almaz; yakıt tüketimi ve egzoz kirliliği, bakım onarımın nitelikli bir iş olarak korunması ve kamu alımıyla hızla yaygınlaştırılabilme gibi başlıkları tek bir çerçeveye yerleştirir. Bu hatta en somut önerilerden biri “hibrit güç paketi”dir. Aracı hareket ettiren ana güç yine elektrik motorundan gelir, fakat elektriği yalnızca batarya sağlamaz. Bataryanın yanında bir veya birkaç küçük motor jeneratör üzerinden elektrik üretir; üretilen elektrik doğrudan elektrik motorunu besler ve bataryayı da destekler. Böylece batarya tek başına her şeyi taşıyan parça olmaktan çıkar; aktarma organları sadeleşir, şehir içindeki dur-kalk kullanımlarda verim ve performans artar.

Metin, yalnız batarya ile çalışan taşıtların o dönemde denenmeye başlandığını not eder; fakat menzil, batarya ağırlığı ve performans sorunlarının pratikte ciddi sınırlara dönüştüğünü de açıkça yazar. Hibrit mimari bu sınırlılıklara karşı bir geçiş yolu olarak düşünülür. Plan, doğru tasarımla yakıt tüketiminde ve kirletici emisyonlarda çok büyük düşüşlerin mümkün olduğunu kendi teknik hesaplarıyla tartışır. Elektrikli tahrik ve hibrit mimarinin 1970’lerin ortasında, bugünkü yaygınlaşmadan çok önce, toplu taşımaya ve kamusal filolara bağlanarak düşünülmesi önemlidir. Burada amaç yeni bir pazar alanı açmak değil, ulaşım teknolojisinin yönünü kamu yararı, planlama ve kamu alımı üzerinden tartışmaya açmaktır.

*“Lucas Aerospace İşçi Temsilcileri Alternatif Kurumsal Planının Hikâyesi” belgeseli:

Fren sistemleri başlığı, Lucas’ın havacılık ve askerî üretimde biriken yüksek hassasiyetli imalat ve test kapasitesini doğrudan gündelik can güvenliği alanına çevirmeyi hedefler. Komite bu başlığı ek ürün gibi görmez; burada tartışılan şey ayrı bir mühendislik alanıdır. Ağır araçlarda güvenliği artıracak, bakım yükünü azaltacak ve kazaya giden risk zincirini kıracak bir frenleme altyapısı kurmak amaçlanır.

Bu kategori içinde “hız kesici” (retarder) tipi yardımcı fren sistemleri öne çıkar. Hız kesici, kamyon ve otobüslerde ana fren sisteminin yükünü paylaşan bir yardımcı frenleme düzenidir. Özellikle uzun inişlerde veya ağır yük altında ana frenlerin aşırı ısınması fren performansını düşürür ve kazaya açık bir durum yaratır. Plan, bu riski azaltmak için kamyon ve otobüsler için hız kesici geliştirilmesini somut bir öneri olarak yazar. Burada kritik olan, frenleme meselesinin askerî tedarikin dar güvenlik anlayışından çıkarılıp kamusal taşımada can güvenliğiyle ilişkilendirilmesidir.

Enerji başlığı, planın en geniş öneri kümelerinden biridir. Isı pompaları, güneş enerjisi uygulamaları, rüzgâr türbinleri, güneş hücreleri ve yakıt pili gibi alanlar aynı çerçevede ele alınır. Isı pompası önerisi özellikle somut kurulur; sistemin çevreden aldığı ısıyı içeri taşıdığı, uygun koşullarda harcadığı elektriğe kıyasla yüksek ısı çıktısı üretebildiği anlatılır. Bu nedenle teknoloji, yerel yönetimler ve kamusal konut programları için ölçeklenebilir bir seçenek olarak düşünülür.

Güneş ve rüzgâr önerileri de benzer bir mantıkla kurulur. Plan, Lucas’ın kontrol, anahtarlama, akışkan kontrolü ve hassas mekanik üretim birikimini yenilenebilir enerji altyapısına bağlar. Bu öneriler tek tek cihazlar olarak değil, kamu alımı, kamu yatırımı ve istihdam politikalarıyla birlikte düşünülmeye açıktır. Sosyal konut yerleşimleri için birleşik ısı ve güç gibi çözümler, enerji önerilerinin kamusal planlama gündemine oturabileceğini gösteren örnekler arasında yer alır. Bazı önerilerin ayrıntılı araştırma ve geliştirme düzeyine taşındığına ilişkin anlatımlarda güneşle ısıtma panelleri doğrudan örnek olarak geçer.

Komite, denizcilik ve okyanus teknolojilerini ayrı bir başlık olarak tanımlar. Buradaki temel fikir, denizaltı bakım ve enerji altyapısı gibi alanlarda riskli ve maliyetli işlerin daha güvenli biçimde yapılabilmesidir. 1970’lerin enerji krizinin de etkisiyle deniz altı altyapısı -özellikle Kuzey Denizi’nde- hızla genişlerken, bakım ve işletme işleri hem tehlikeli hem de pahalı koşullar içinde yürütülür. Plan, bu alanı bir “yeni pazar” olarak değil, kamu güvenliği ve iş güvenliği sorunu olarak görür. Denizdeki altyapının sürdürülebilmesi için gerekli bakım işlerinin, insanı doğrudan tehlikeye atan yöntemlerle değil, daha güvenli ve kontrol edilebilir teknik düzeneklerle yapılabileceğini savunur.

Planın somut örneklerinden biri, denizaltı petrol platformlarının bakımında kullanılmak üzere uzaktan müdahale ekipmanlarının geliştirilmesidir. Lucas’ın valf teknolojisi, hassas mekanik üretim ve aktüatör bilgisi, deniz altındaki bağlantıların açma-kapama işlemlerinden arıza tespitine, sızdırmazlık ve basınç kontrolünden parça değişimine uzanan bakım ihtiyaçlarına bağlanır. Burada kritik olan, Lucas’ın birikiminin yalnızca “parça üretmek”le sınırlı olmamasıdır. Kontrol sistemleri, test altyapısı ve hassas hareket üreten mekanik düzenekler, deniz altında yapılması gereken işlerin uzaktan ve daha güvenli biçimde yürütülmesinin teknik temelini oluşturur.

Bu başlık, bir sonraki kategori olan uzaktan müdahale düzenekleriyle doğrudan kesişir. Denizcilik bölümünde mesele “denizin altına robot gönderelim” gibi kaba bir otomasyon fikrine indirgenmez. Tersine, denizdeki bakımın her adımında görüş, basınç, akıntı, yüzeyle gecikmeli iletişim gibi değişken koşullar vardır. Bu yüzden plan, denizaltı işlerini ancak beceri ve karar gerektiren bir emek süreci olarak ele alarak tartışır. Denizcilik kategorisi, Lucas’ın kamusal ihtiyaç fikrini “iş güvenliği” üzerinden de kurduğu yerlerden biridir ve hem altyapının güvenliği hem de o altyapıyı ayakta tutan emekçilerin güvenliği birlikte düşünülür.

Plan, en teknik görünen başlıklardan biri olan uzaktan müdahale düzeneklerini ayrıca kurar. Çünkü hedef basitçe otomasyon yapmak değildir. Buradaki yaklaşım, operatörün becerisini ve kararını devre dışı bırakmadan tehlikeli işlerde uzaktan müdahale edebilmenin yolunu açmaktır. Metin bu yaklaşımı “uzaktan el” (telechiric) fikriyle tarif eder. Yani işi “makinenin otomatik yapması” değil, insanın el becerisini ve kararını uzaktan bir mekanik düzeneğe taşıması hedeflenir. Hareketi makineye devrederken........

© Bianet