Nefeli Fasouli: Acının, mutluluğun ve barışın şarkısını söylemek için buradayım
Yunanistan Müzik Coğrafyası serimizin bu bölümünde konuğumuz, caz eğitimiyle biçimlenen vokalini laiko, rebetiko ve entehno gelenekleriyle buluşturan müzisyen Nefeli Fasouli.
2025’te yayınlanan “Wyrd” albümüyle Levant seslerine de açılan Fasouli, Anadolu psikedelisinden Brezilya tropicáliasına uzanan geniş bir ilham alanından besleniyor. Müziğini yalnızca bir sahne pratiği olarak görmeyen sanatçı, Atina sokaklarındaki Filistin ile dayanışma eylemlerinde, soykırım ve ırkçılık karşıtı gösterilerde de yer alıyor.
Algoritmik kalıpları aşan hikâye anlatıcılığını, rebetikonun bugün taşıdığı anlamı ve Atina’daki barınma krizini ele aldığımız söyleşide, Fasouli’nin ataerkil şiddete karşı şarkılarıyla sahneden yükselttiği itirazı ve dijital platformlar çağında bağımsız müzisyen kalabilmenin getirdiği kıskacı da konuştuk.
Yunanistan Müzik Coğrafyası
Caz eğitimi, laiko, rebetiko, entehno, Akdeniz ve Levant etkileri... Müziğinde tek bir kimliğe yerleşmekten çok, farklı sesler arasında dolaşan bir arayış var. Bu çok seslilik ve türler arası geçiş senin için ne ifade ediyor?
Hayatta olduğum anlamına geliyor. Hâlâ hayatı ve insanları izliyorum, onların hikâyelerinden ve seslerinden ilham alıyorum. Türler algoritmanın müziği genel olarak sınıflandırıp tanımlamasına yarıyor, buna katılıyorum, ama bir şarkıcı olarak hikâye anlatmak bambaşka bir sanat. Başlı başına bir zanaat. Ben de tam olarak bunu yapmaya çalışıyorum. Dinleyicinin belirli bir şeyi dinlemeye gelmesini beklemiyorum. Konserlerim insanın kendini bıraktığı bir deneyim ve umarım insanlar güler, ağlar, dans eder ve eve tüy gibi hafiflemiş döner. Bu çok seslilik, müzik yaparken asla sıkılmayacağım, her şeydeki güzelliği görebildiğim anlamına geliyor. Saygıyla ve zarafetle sanat yapmak her zaman ilk ve nihai hedefim olacak.
“Wyrd” albümünde yer alan Arapça şarkı “Ma Baquad Balaki”yi (Sensiz Yapamam) Filistinli sanatçı Rola Azar’dan duyduğunu ve bu şarkıyı sahneye taşımanın senin için bilinçli bir tavır olduğunu söylemiştin. Arapçanın Batı dünyasında sık sık ötekileştirildiği bir dönemde, bu dili Atina’da sahneye taşımak senin için nasıl bir anlam taşıyor?
Evet, bu şarkıyı Rola Azar’dan, “Filistin’den Şarkılar” adlı bir çalma listesinde duydum. Uzun süre şarkının aslında Lübnan’dan geldiğini bile fark etmedim. (Benim cehaletim işte, yine algoritmalar yüzünden.) Sesi ve ritmi beni büyüledi, bütün gün onu dinlemek istedim. Sonra, soykırım yüzünden Gazze’de belki de güvende olmayan bir sese kulak verdiğim gerçeği aklımdan çıkmadı. Bütün Filistinliler kendi topraklarında bu şarkıyı güvenle söyleyebilene kadar onu repertuvarımda tutmak istedim. Atina’da çok büyük bir Arap topluluğu var, ama birbirimizden ayrı yaşıyoruz. Mahallelerimiz farklı, restoranlarımız farklı, okullarımız farklı. Yine de burada büyümüş biri olarak kabul etmem gerekiyor: Atina bir göçmen şehri. Bunu görmezden gelmeyi çok seviyoruz. Sanatımı bu mesafeyi kapatmak için kullanıyorum, çünkü bu şehri güzel kılan şey kültürlerin ve özlerin karışımı. Burayı otellerle ve havuzlarla dolu turistik bir cazibe merkezi olarak hatırlamaktansa bunu hatırlamayı tercih ederim.
Senin de bir yanıyla uzandığın rebetiko ve laiko geleneği göçün, yoksulluğun, sürgünün ve dışarıda bırakılanların hafızasını taşıyor. Bugün Atina’nın veya genel olarak Avrupa’nın içinden geçtiği krizleri düşündüğümüzde, bu eski şarkılar bugünün sahnesi ve dinleyicisi için ne ifade ediyor?
Rebetiko ve laiko Yunanistan’da hep ön planda oldu. Bir bakıma müzede sergilenen bir mücevher gibi, insanlar ona öncelik veriyor ve büyük bir saygıyla yaklaşıyor. Eski parçaları yeniden seslendirmek yerine bu gelenekten beslenen çok daha fazla yeni müzik üretilse daha mutlu olurdum. Bu şarkıların her koşula karşı........
