We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Kansere “yenik düşen” biz değiliz

15 0 0
25.09.2021

* Fotoğraf: Pexels

Geçen sene meme kanseri teşhisi aldıktan sonra ve devam eden tedavi sürecinde birçok insanın kansere ve kanser hastasına yaklaşımını çok daha yakından gözlemleme fırsatı buldum. Ağlayanı, ne diyeceğini bilemeyip yersiz şakalar yapanı, çok yakınken bu süreçte yok olanı, sadece tanışıklığımız varken bu süreçte sürekli yanımda olanı, uzman kesilip tavsiyeler vereni, kanser olduğum için beni ve evrene gönderdiğim olumsuz enerjileri suçlayanı, Pollyannacıları ve kötümsercileri gördüm, dinledim ve bir süre sonra insanların yaklaşımlarının benden veya kanserden ziyade kendileriyle ilgili olduğunu fark ettim. En çok dikkatimi çeken ve birçok kanser hastasını da rahatsız eden şey kanserle bağdaştırılan militarist dil ve savaş metaforlarıydı.

Teşhis konulduğunda ilk olarak lumpektomi geçirdim. Yani sol mememdeki tümör alındı fakat meme dokusu korundu. Kanserimin evresi 1 olmasına, yani erken teşhis konulmasına rağmen tümörümün agresif olması nedeniyle, kanserin geri dönme riskini düşürmek amacıyla dört kür doksorubisin ve siklofosfamidden oluşan adjuvan kemoterapi gördüm. Daha sonra on iki kür başka bir kemoterapi ilacı olan paklitaksel eşliğinde tümörümün bir özelliğinden dolayı akıllı ilaç aldım. Kemoterapiler bittikten sonra kan değerlerim düzelmeye başladığında ise önce sağ, sonra sol mememin alındığı mastektomi operasyonları geçirdim ve aynı operasyonlarda meme dokusu yerine implant takıldı. Bu operasyonların yapılmalarının nedeni kanserin nüks riskini düşürmekten ziyade, gen mutasyonumdan dolayı yeni bir meme kanseri riskini azaltmaktı. Mastektomi operasyonlarından bir ay sonra ise, rahmim, yumurtalıklarım ve fallop tüplerimin alındığı total abdominal histerektomi yapıldı. Tabii bu yüzden aniden menopoza girmiş oldum. Fakat tümörüm aynı zamanda hormon pozitif özellikte olduğu için, menopozu rahat geçirmemi sağlayacak herhangi bir hormon ilacı da kullanamadım. Hormon pozitif meme kanserinin geri gelme veya uzak metastaz riskini düşürmesi için tamoksifen kullanmaya başladım ve akıllı ilacımı da üç haftada bir hastaneye giderek almaya devam ediyorum. Bu süreçlerin en zor kısımları dokuz ay kadar sürdü. Anlatmamın nedeni bu süreçleri yaşayan nadir insanlardan olmam değil. Tam tersi. Bunları ve çok daha fazlasını yaşayan insan sayısı çok fazla. Bunlar meme kanserinde erken teşhis alan ve gen mutasyonu olan birinin sadece fiziksel açıdan yaşadıkları. Fakat belli ki çoğumuz kanser hastalarına nasıl yaklaşacağımızı, onlara nasıl destek olacağımızı veya onlarla konuşurken kelimelerimizi nasıl seçeceğimizi bilemiyoruz. Bu bizim suçumuz değil. Yaşamadan önce bilmemizin mümkün olduğunu sanmıyorum. Dolayısıyla kanser hastalarının tümü için konuşmam mümkün değil. Zaten kanser de oldukça karmaşık bir olgu, dolayısıyla herkese ve her durumda uygulanabilecek ideal bir yaklaşımdan da bahsedemeyiz. Fakat birçok kanser hastasıyla paylaştığım rahatsızlıklardan birinden söz etmek istiyorum.

Kanserle “savaşmak”

“Kanserle savaş” kavramının bağdaştırılması tarihsel olarak çok daha eskiye dayansa da basında kanserden militarist bir dille söz edilişinin popülerleşmesi ABD Devlet Başkanı Richard Nixon’ın 1971 yılında Ulusal Kanser Yasası’nı (diğer adıyla Kanserle Savaş’ı) imzalamasıyla başlıyor. Daha sonra da yaygın olarak kullanılan bir metafor haline dönüşüyor. Kanser hastaları öldüklerinde medyaya göre kanserle savaşlarını kaybediyorlar veya kansere yenik düşüyorlar. Bugün Google’a “kansere yenik düştü” yazdığınızda, bir milyonun üstünde sonuçla karşılaşıyorsunuz. Neslican Tay’ın ya da David Bowie’nin herhangi bir şeye yenik düştüğünü mü düşünüyoruz gerçekten? Eğer öyle düşünüyorsak neden insanların tıkanık kalp damarlarıyla ya da inmeyle savaştıklarını söylemiyoruz?

Kanserden hayatını kaybedeceğini bilen birçok kişi de öldükten sonra bu şekilde anılmak istemiyor. Macmillan Kanser Desteği’nin kanser hastalarıyla yaptığı bir ankete göre kanser hastalarının çoğu kurbanlaştırılmaktan hoşlanmıyor ve yüzde 44’ü kanserden ölen insanların savaşı kaybettiklerinin yazılmasını uygunsuz buluyor. Yüzde 42’si ise kahraman veya kanser kurbanı gibi nitelendirmelerin onları daha zayıf hissettirdiğini söylüyor. Araştırmacıların laboratuvarlarda kanserle savaşma imgesi, kanserle ilgili sağaltım yöntemlerini keşfedebilecek oldukları için oldukça gerçekçi. Devletler de araştırmalara finansal fon sağladıkları için onlar da kanserle savaşabilirler. Aynı şekilde bu imge bazı kanser hastalarına güç verebilir ve kendilerini savaşçı olarak tahayyül edebilirler. Buradaki itiraz tabii ki kişilerin kendi tecrübelerini veya mücadelelerini nasıl tanımladıklarıyla ilgili değil.

Fakat bazı kanser hastaları için “cesur savaşçı” imgesi halihazırda tecrübe etmek zorunda kaldıkları tedavi yöntemlerinin, kanserle çok daha yakından hissedilen ölüm korkusunun, çaresizliğin üstüne fazladan bir yük bindiriyor. Hayatlarının muhtemelen en kötü haberini aldıktan hemen sonra onlara pozitif olmaları ve hastalıkla savaşmaları söylendiğinde birçok insan hiç de sırtlanmak istemediği bir sorumlulukla karşı karşıya buluyor kendini. Savaşmak kanserde ya da hastada olmayan bir iradeye ve bilince işaret ediyor. Mesela ben ateşkes imzalamak istiyorum ama mümkün değil. Karşılığında bir uzvumu verebilirim ama bir........

© Bianet


Get it on Google Play