We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Marmara Denizi’ndeki kirlilik sorununa bir çözüm: Agroekoloji

14 0 0
22.06.2021

Marmara Denizi’ne uzun yıllardır evsel atıklar ile endüstriyel ve tarımsal üretimden açığa çıkan atıklar boşaltılıyor. Atıklarda bulunan azot ve fosfor denizde bulunan bitkisel planktonların aşırı çoğalmasını ve tüm deniz ekosistemine yayılmasını teşvik ederek deniz ekosistemini mahvetti. Denizin üstü ve 30-40 metre derinliklere kadar uzanan iç kısmı bitkisel planktonların açığa çıkardığı müsilaj ya da deniz sümüğü-salyası ile kaplanmış durumda.

Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum, Marmara Belediyeler Birliği’nin deniz salyası/müsilaj sorununu görüşmek için düzenlediği Marmara Denizi Eylem Planı Koordinasyon Toplantısının ardından “Marmara Denizi’ni koruma eylem planı”nı açıklamıştı.

Marmara Denizi'nin koruma alanı ilan edileceğini duyuran Kurum, "Bilim insanlarının ‘denizlerimizdeki azot miktarını yüzde 40 oranında düşürürsek bu işi kökten çözeriz ve Marmara Denizi eski haline 5 yıl içerisinde gelir’ diye görüşleri var. Bu görüş doğrultusunda çalışmaları yürüteceğiz" demişti.

Eylem planında iyi tarım ve organik tarım uygulamaları ile basınçlı ve damlama sulama sistemlerinin yaygınlaştırılması suretiyle sulamada kullanılan su miktarının azaltılacağı, Marmara Denizi’yle ilişkili havzalarda, dere yataklarına yapay sulak alanlar ve tampon bölgeler oluşturularak kirliliğin Marmara Denizi’ne ulaşmasının engelleneceği belirtilmişti. Bu uygulamaların nasıl ve ne zaman yapılacağı ise belirsiz bırakıldı.

Sahicilik var mı?

Yapılacağı belirtilen şeyler kapsamlı olduğu için ne yapılacağına ve nasıl yapılacağına karar vermek için zamana ihtiyaç var diye düşünülebilir ama bu düşünce doğru değil.

Ülkemizdeki tarımsal üretim sisteminin toprakta, su varlıklarında, doğal hayatta yol açtığı yıkımlara dair uzun yıllara yaslanan eleştirel bir literatür var. Meslek odaları, çiftçi örgütleri, çevre ve ekoloji örgütleri tarımsal üretim sisteminde son 30-40 yıla yayılan özelleştirmelerin, gıdanın metalaştırılmasının, tarımsal üretim altyapısının en önemli bileşenleri olan toprak ve su varlıkları ile orman ekosistemlerine verilen zararın yol açtığı sorunları ve çözümleri dile getirip duruyordu. Siyasal iktidarlar, tıpkı Marmara Denizi’ni mahveden kirlilik sorununda olduğu gibi, tarım-gıda üretimi politikalarıyla ilgili eleştirilere de kulaklarını tıkadı. Kuzey Ormanlarının yıkımına yol açacak projelere ve Kanal İstanbul projesine yönelik ısrarıyla hala da tıkıyor. Dolayısıyla Çevre ve Şehircilik Bakanının açıkladığı eylem planında yer alan hükümlerin kamuoyunu yatıştırmaya yönelik olduğunu düşünüyorum. Yok, eğer yapılan açıklamalar sahici ise, o zaman yapılacak ciddi işler var; hem de acilen. Örneğin agroekolojik esaslara dayanan bir tarımsal üretim programını derhal uygulamaya koymak gibi.

Küçük üreticilerin desteklenmesi, sulak alanların, meraların ve orman ekosistemlerinin korunması, tarımda toksik kimyasal kullanımının azaltılması başta olmak üzere agroekoloji temelli yöntemlerin şimdiye kadar destek gördüğü ya da bir siyasal program olarak uygulamaya konulduğu kesinlikle söylenemez. Aksine Marmara Denizi’ndeki kirlilikte iş başındaki siyasal iktidarın büyük payı var. Ne var ki, geldiğimiz noktada çözümleri konuşmak ve mümkün çözümlerin hızla hayata geçirilmesi için kamuoyu oluşturmak........

© Bianet


Get it on Google Play