We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Göçmenlere yönelttiğimiz sözler bize dair ne söylüyor?

17 0 95
29.07.2021

Fotoğraf:guncel15.com haber sitesi

Yeryüzünde göçmen olmayan tek bir kişi yoktur.

Cumhuriyet Halk Partili Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan, şehirde yaşayan yabancı uyruklu kişilerin su faturası ve katı atık vergisi ücretlerine 10 kat zam yapılacağını açıkladı. Son yerel seçimlerde Bolu Belediye Başkanı seçilen Özcan'ın göreve geldiği ilk günlerde de "Yabancı uyruklu kişilere yardımı kesin" talimatı tartışmalara yol açmıştı. Ancak daha sonra gazeteci Burcu Karakaş yaptığı araştırmada Bolu Belediyesi’nin yabancı uyruklu kişilere herhangi bir yardımda bulunmadığını, söylenenlerin yalan olduğunu ortaya çıkarmıştı. Özcan önceki gün yaptığı açıklamada ise "Ben dediklerimin arkasındayım. Bedel ödenmesi gerekiyorsa, bu bedeli ödemeye hazırım. Asla geri adım atmam. Bundan sonra yapmam gerekeni yaparım. Halkın tercümanlığını yapmak benim görevim. Biz göçmen çöplüğüne döndük” diye konuştu.

Nefret suçu

Bedel ödemek, geri adım atmamak, gerekeni yapmak, tertemiz ülkenin göçmen çöplüğüne dönüşmesi… Gerçek sorunlara temas etmeyen, afili, hamaset yüklü ve boş konuşmalar bunlar. Göçmenleri çöp olarak tanımlamaksa en hafifinden nefret suçudur.

İnsanları bir çöp olarak tanımlayarak onları insanlık ailesinden çıkarmak, insandışılaştırmak çok tehlikeli sonuçlara yol açar. Tarih bunun örnekleri ile dolu: ABD, Nazi Almanyası, Ruanda ve Kamboçya’da yaşananlar ilk anda akla gelenler. Nazi Almanyasında Yahudiler “fareler” olarak niteleniyordu, Vietnam savaşında Amerikalılar Vietnamlıları “balçık”, Ruanda’da Tutsileri ve ılımlı Hutuları hedef alan soykırımda Hutular tarafından öldürülen insanlar “hamamböcekleri” olarak adlandırılıyordu…

İnsandışılaştırmak

İnsandışılaştırma içeren söylemlerin izini her ülkede olduğu gibi ülkemizde de sürmek mümkün. AKP-MHP iktidar bloğunun kendi “bekasına” bir tehdit olarak gördüğü muhalif kesimlere yönelik olarak sıklıkla bu söylemi kullandığı bir gerçek. MHP Genel Başkan Yardımcısı Semih Yalçın bir süre önce HDP için “itlafı gereken bir siyasi haşere sürüsü” sözlerini sarf etmişti örneğin. Irkçı, nefret içeren söylemler konusunda toplumsal sicilimiz pek de parlak değildi zaten. Ancak iktidar bloğunun yıllardır bitmek bilmez bir arzuyla kullandığı nefret dilinin toplumun hemen hemen bütün kesimlerinde kendine bir yer edindiğini düşünüyorum.

Dolayısıyla insanları insan olmaktan çıkaran söylemlere karşı çıkmaktan, insan haysiyetini her ne olursa olsun korumaktan vazgeçmemek her zamankinden daha çok önem taşıyor. Irkçı ya da nefret içeren söylemler dilde kendine yer edindikçe şiddet olağanlaşır ve toplumsal hayatın yıkıma uğraması süreci hız kazanır çünkü.

Bu yıkım sürecinin epeyce uzun zamandır süregeldiği de bir gerçek. İçinde yaşadığımız dünya bize güven vermiyor artık.

Kamusal hayatı tahrip eden, müşterekleri yağmalayan, güvencesizliği yaygınlaştıran, insan ilişkileri dâhil her şeyi metalaştıran, yeryüzünü bir yok oluş krizinin eşiğine getiren neoliberal politikalar, belirsizliği gündelik hayatın bir parçası kıldı. Giderek çökmekte olduğunu hissettiğimiz bir dünya bu. Adalet duygumuzun aşındığı, kurumlara olan güvenin sarsıldığı bir dünya. Ne şimdinin ne de yakın geleceğin güvenli, belirli ya da öngörülebilir bir niteliğe sahip olmadığını, siyaset yapma imkânlarının tükendiğini hissettiğimiz bir dünya. Yıkıcı, ayrıştırıcı, insanı kolayca insanlıktan çıkaran nefret dilinin menziline girmenin her zaman mümkün olduğunu hissettiğimiz bir dünya.

Küreselleşmenin atıkları

Zygmunt Bauman, Iskarta Hayatlar isimli kitabındaki “Her Atık Kendi Çöplüğüne: Ya da Küreselleşmenin Çöpü” başlığını taşıyan bölümde “Atık”a çıkarılmanın, yani bir çöp olarak nitelenmenin nüfusun belirli bir kısmını değil, potansiyel olarak herkesi bekleyen, herkese mevcut ve müstakbel sosyal mevkisinin sallantıda olduğunu hatırlatan bir tehlikeye dönüştüğü uyarısını yaparak şu tespitte bulunur:

Kaybolmuşluk ve talihsizlik duygularının körüklediği endişe buradan kaynaklanır: Bu yalnız bizim başımıza gelmiyor, dümenin başında hiç kimse yok, kimse ne olacağını bilmiyor. Bir sonraki darbenin ne zaman ve nereden geleceği, dalganın nerelere uzanacağı, ne denli öldürücü bir afetle karşı karşıya olduğumuz belli değil. Belirsizlik ve belirsizlikten doğan endişe küreselleşmenin ana ürünleridir. Devlet güçleri belirsizliği gidermeyi de azaltmayı da başaramazlar. En fazla yapabilecekleri dikkati en yakınlarındaki nesnelere odaklamak, hiçbir şey yapamadıkları hedeflerden başa çıkabilecekleri, denetim altına alabilecekleri hedeflere yöneltmektir. Mülteciler, sığınmacılar, göçmenler –küreselleşmenin atıkları- bu tarife kalıp gibi uyar.

Belki de fark etmemiz gereken en önemli şey hepimizin birer göçmen hayatı yaşadığıdır. Göçmen olmak için ille de bir yerden başka bir yere gitmek-göçmek gerekmiyor artık. İktidar her birimizi, her an birer çöp olarak niteleyebilir. Güvencesizliğin ve belirsizliğin hüküm sürdüğü hayatlar bizi daha şimdiden birer göçmen kılıyor belki de. Bolu Belediye Başkanı’nın yaptığı açıklamaya karşı çıkmak (ve elbette yapılan-yapılacak bu tip diğer açıklamalara da) her şeyden önce içinde olduğumuz bu yıkıcı sürecin bir parçası olmamak için gerekli.

Bu meseleyi çeşitli........

© Bianet


Get it on Google Play