2025'te hak ihlalleri de bitmedi mücadele de
Yeni çözüm süreci kapsamında 2025 yılı, barışın, demokrasinin, eşitliğin ve özgürlüğün siyasetin yeniden öncelikli gündemine girdiği bir yıl olsa da baskı da devam etti. Barış, insan hakları ve demokrasi taleplerini ısrarla dile getirmesine rağmen, iktidarın son yıllarda insan hakları perspektifinden bütünüyle uzaklaşan politikaları 2025 yılında da devam etti.
2025 yılı, Türkiye’de insan hakları ihlallerinin tüm ağırlığıyla sürdüğü; ancak buna karşı adalet, barış ve özgürlük talebinin de bastırılamadığı bir yıl oldu. İnsan hakları perspektifinden uzak, güvenlikçi ve ayrımcı politikalar, yaşam hakkından ifade özgürlüğüne kadar pek çok alanda ağır ihlallere yol açarken; kadınlar, emekçiler, LGBTİ ’lar, gazeteciler, hak savunucuları ve yurttaşlar tüm baskılara rağmen hak mücadelesini sürdürdü.
İnsan Hakları Derneği (İHD) ve Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) Dokümantasyon Merkezlerinin verilerine göre 2025 yılında yaşanan hak ihlallerini derledik.
Yaşam hakkı ihlalleri, sadece savaş ve silahlı çatışmalar ya da devletin güvenlik güçleri tarafında gerçekleştirilen ihlaller ile sınırlı değil. Yapısal şiddetin bir ürünü olarak ve/veya üçüncü kişiler tarafından gerçekleştirilen fakat devletin, "önleme ve koruma" yükümlülüğünü yerine getirmeyerek doğrudan ya da dolaylı olarak neden olduğu ihlalleri de kapsamakta. Bu kapsamda ihlaler, 2025 yılında da artara devam etti.
15 Şubat'ta Van Büyükşehir Belediyesi’ne kayyım atanması, 19 Mart'ta ise İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun gözaltına alınıp tutuklanmasına yönelik protestolar nedeniyle yapılan gözaltılar başta olmak üzere, yıl içinde resmi gözaltı merkezlerinde işkence diğer kötü muamele yaşandığına dair çok sayıda iddia basına, mahkeme tutanaklarına, baroların, ulusal ve uluslararası insan hakları kurumlarının/mekanizmalarının raporlarına yansıdı.
Kolluk güçlerinin barışçıl toplantı ve gösterilere müdahalesi sırasında, sokak ve açık alanlarda ya da ev ve iş yeri gibi mekânlarda, yani resmi olmayan gözaltı yerlerinde ve gözaltı dışındaki ortamlarda yaşanan işkence ve diğer kötü muamele uygulamaları 2025 yılında da tüm yoğunluğu ile devam etti. Kolluk güçlerinin, evrensel hukukta ve ülke yasalarında tanımlanan zor kullanma yetkisinin çok ötesine geçen kural dışı, denetlenmeyen, cezalandırılmayan, siyasal iktidar tarafından görmezden gelinen hatta teşvik edilen bu şiddeti normalleştirilerek gündelik yaşamın bir parçası haline geldi.
'Onur Ayı' etkinliklerinde LGBTİ ’lara, 8 Mart etkinliklerinde kadınlara, 2025 1 Mayıs’ında Taksim'e yürümek isteyenlere, 31 Mart 2024 Yerel Yönetim Seçimleri sonrasında seçmen iradesine aykırı bir şekilde farklı tarihlerde belediyelere kayyım atanmasını ve İmamoğlu’nun tutuklanmasını protesto edenlere, sokak hayvanlarının yaşamını korumaya çalışan hayvan hakkı savunucularına, Gazze‘deki soykırımı protesto edenler, toprağına, havasına, suyuna, zeytinine sahip çıkmak isteyen yaşam savunucularına, hapishanelerde yaşanan hak ihlalleri ve devam etmekte olan açlık grevleri ile ilgili barışçıl toplantı ve gösteri yapanlara yönelik kolluk güçlerinin uyguladığı şiddet bu normalleştirmenin örnekleri.
1 Ocak 2016 ile 31 Aralık 2024 tarihleri arasında Türkiye’de doğrudan işkence ve diğer kötü muameleye maruz kaldığı için TİHV’e başvuran toplam 6.249 kişiden 3.149’u hapishanede alıkonulduğunu ve bu kişilerden 2.849’u (,5) hapishane süreçlerinde işkence ve diğer kötü muameleye maruz kaldıklarını belirtti. Bu kapsamda söz konusu tarih aralıklarında hapishanelerde en sık hakaret (% 68,1), kaba dayak (% 49,3) ve çıplak arama (@,7) başta olmak üzere fiziksel müdahalelerin, yanı sıra temel hakların (x,4) ve sosyal hakların (% 72) kısıtlandığı ifade edildi.
2016 yılında ilan edilen OHAL ile birlikte tırmanışa geçen düşünce ve ifade özgürlüğüne yönelik kısıtlamaları, özellikle de basın üzerindeki kaygı verici boyutta artan baskı ve kontrolü 2025 yılında da sürdü.
Pek çok habere, internet sitesine, sosyal medya hesabına ve uygulamaya mahkeme kararları ile erişim ve yayın yasağı getirildi.
Aynı dönemde ayrıca;
İfade özgürlüğünün siyasal eleştiriyi ve yurttaş denetimini mümkün kılacak şekilde etkin kullanımının önündeki en büyük engeli içerikleri bakımından muğlak ve keyfi yoruma açık çok sayıda düzenleme oluşturmakta.
Başta 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu (TMK) olmak üzere Türk Ceza Kanunu’nda (TCK) en az 15 maddede ve bazı özel kanunlarda ifade özgürlüğünü sınırlayan ve cezalandıran düzenlemeler bulunmakta. Bu tür düzenlemelerin başında TCK’nın 301. (Türk Milletini, devleti ve kurumlarını aşağılamak), 299. (Cumhurbaşkanı’na hakaret), 216. (Halkı kin ve düşmanlığa tahrik), 220/8. ile TMK’nın 7/2. (Örgüt propogandası yapmak) ve TMK 6. (Terör ile mücadelede görev almış kişileri hedef göstermek) maddeleri gelmekte.
2025 yılında bu kapsamda yaşanan çarpıcı bir örnek, Leman Dergisi’nde yer alan bir karikatür nedeniyle ‘dini değerleri alenen aşağılama’ gerekçesiyle TCK’nın 216. Maddesi’ne muhalefet suçundan soruşturma başlatılması, dergi yöneticisi ve çalışanı dört kişinin (çizimi yapan karikatürist, derginin sorumlu yazı işleri müdürü, müessese müdürü ve grafikeri) evlerine baskın yapılarak, fiziki şiddet veters kelepçe uygulanmak suretiyle gözaltına alınıp tutuklanmaları ve derginin ilgili sayısı hakkında toplatma kararı verilmesi oldu.
Bu yasalara son dönemde bir yenisi daha eklenmiştir. Kamuoyunda "Dezenformasyon Yasası" olarak bilinen, 18 Ekim 2022 tarih ve 31987 sayılı resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren Basın Kanunu’nda bazı değişiklikler yapan 7418 sayılı Kanun ile başta gazeteciler olmak üzere ifade özgürlüğünü kullanmak isteyen herkesin üzerindeki baskı ve kısıtlamalar daha da arttı. Bu kapsamda 2025 yılında yaşanan çarpıcı bir örnek Avrupa Konseyi Yerel ve Bölgesel Yönetimler Kongresi genç delegesi, insan hakları savuncusu ve LGBTİ aktivisti Enes Hocaoğulları’nın hakkında "kamuoyunu yanıltıcı bilgi yaymak" gerekçesiyle dava açılması ve tutuklanması oldu.
Cumhurbaşkanına hakaret sebebiyle başlatılan soruşturma ve davalar Recep Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı görevini devraldığı Ağustos 2014 sonrasında büyük bir hızla artmış ve Cumhuriyet tarihinde daha önce görülmemiş sayılara ulaştı. Adalet Bakanlığı verilerine göre, 2010-2014 yılları arasındaki beş yıllık dönemde Cumhurbaşkanına hakaret gerekçesiyle başlatılan toplam soruşturma sayısı 2.804, bu soruşturmalar sonucunda açılan kamu davası sayısı ise 690’dır. Buna karşılık Erdoğan’ın görevde olduğu 2015-2019 yılları arasındaki beş yıllık dönemde ise toplam 128.190 soruşturma başlatıldığı ve toplam 27.607 kamu davası açıldığı görülmekte. Adalet Bakanlığı’nın verilerine göre 2024 yılında "Cumhurbaşkanı’na hakaret" suçunu da içeren "devletin egemenlik alametlerine ve organlarının saygınlığına karşı suçlar" başlığı altında (TCK m. 299-301) 21.813 kişi hakkında soruşturma başlatılmış, 7.264 kişi hakkında kamu davası açıldı.
Son dönemlerde mülki idare amirlerinin (valiler, kaymakamlar) kendilerine 5442 Sayılı İller İdaresi Kanunu’nun 11/C maddesi ve 2911 Sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’nun 17. maddesi ile verilen yetkiye dayanarak aldıkları eylem ve etkinlikleri yasaklama kararları, barışçıl toplanma ve gösteri yapma özgürlüğünün önündeki en önemli engellerden birini oluşturmaktadır. Bu yasaklar bireysel ya da toplu biçimde yapılan tek bir eylem ve etkinliğe yönelik olabileceği gibi belli bir süre içerisinde tüm eylem ve etkinlikleri de kapsayabilmektedir. Ancak, son dönemde ülkenin pek çok yerinde, bilhassa da Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı il ve ilçelerde mülki idare amirlerinin bu yetkiyi çok sık ve keyfi olarak kullanmaları sonucunda aslında 19 Temmuz 2018 itibariyle sona ermiş olan OHAL rejimine fiilen süreklililk kazandırılmıştır.
Toplanma ve gösteri yapma özgürlüğünün fiilen kullanılmasının önündeki diğer önemli bir engel ise kolluk güçlerinin keyfi, aşırı ve orantısız zor kullanarak gerçekleştirdiği müdahalelerdir. Hatta denilebilir ki kolluk güçlerinin bu müdahalleri çoğu zaman işkence ve diğer kötü muamele boyutuna varmaktadır.
Bu genel verilerin içinde yer almakla birlikte 2025 yılında farklı toplumsal grupların yaptığı barışçıl toplantı ve gösterilere yönelik kolluk güçlerinin müdahale ve engellemeleri ise şöyledir:
Adalet Bakanlığı’nın verilerine göre 2024 yılı içinde Cumhuriyet Başsavcılıkları tarafından 2911 Sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefet gerekçesiyle kişi 4.847 kişi hakkında soruşturma başlatılmış, 2.167 kişi hakkında kamu davası açıldı. Bu soruşturmalar, baskı ortamının yoğunluğunu gösterirken diğer yandan yurttaşlar üzerinde toplanma ve gösteri yapma özgürlüklerini kullanmaları bakımından caydırıcı bir etki yaratmaya devam ediyor.
2025 yılında insan hakları örgütlerinin, dernek, vakıf, emek ve meslek örgütlerinin çok sayıda üye ve yöneticisi gözaltına alındı, tutuklandı, haklarında açılan davalar ile üzerlerinde baskı oluşturulmaya çalışıldı.
İnsan hakları savunucusu kişi ve kuruluşlara yönelik idari ve yargısal tacizler başta olmak üzere uygulanan baskı ve tehdit politikaları 2025 yılında da devam etti. Bu kapsamda;
Örgütlenme özgürlüğünü kullanılmaz hale getiren düzenlemelerin başında 3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanunu gelmekte. Söz konusu kanunun çeşitli maddeleri uyarınca haklarında açılan soruşturmalar ve hükmedilen yargı kararları sonucu seçilmiş yerel yöneticiler, siyasal parti, sendika, dernek veya vakıfların üye ve yöneticileri ile insan hakları savunucuları bu hak ve özgürlüklerini kullanamaz hale geldi.
2025 yılında siyasi partilerin çok sayıda üye ve yöneticisi, belediye başkanları, belediye meclis üyeleri gözaltına alındı, tutuklandı, haklarında açılan davalar ile üzerlerinde baskı oluşturulmaya çalışıldı. Belediyelere kayyımlar atandı, milletvekilleri hakkında fezlekeler TBMM gönderildi, siyasi partilerin üyelerine ve binalarına saldırılar oldu.
Hapishane nüfusunda yıllar içinde büyük bir artış yaşandı. Bugün cezaevlerinin kapasitenin çok üzerinde tutuklu
ve hükümlü bulunduğu kayıt altında. Bununla birlikte son dönemde özellikle mimari........





















Toi Staff
Sabine Sterk
Penny S. Tee
Gideon Levy
Waka Ikeda
Tarik Cyril Amar
Grant Arthur Gochin
Rachel Marsden