"Hapishaneler keyfiliğin, ayrımcılığın ve şiddetin mekânları olmaya devam ediyor"
Türkiye hapishanelerindeki yabancı mahpusların yaşadığı sorunlar, ceza infaz sistemindeki hak ihlallerinin en görünmez alanlarından biri. Yabancı mahpuslar, yaşam hakkı dahil olmak üzere pek çok hak ihlalinin ve keyfi uygulamaların hedefindeler. Dil engeli ve ayrımcı uygulamalar nedeniyle hapishanelerde iki kat daha fazla mağduriyet yaşıyorlar.
Emek Partisi (EMEP) Antep Milletvekili Sevda Karaca, Türkçe bilmeyen mahpusların tercüman ücreti talep edilerek haberleşme hakkının engellenmesini Meclis gündemine taşıdı.
Ceza İnfaz Sistemi’nde Sivil Toplum Derneği’ne (CİSST) ulaşan mahpusların sorunlarını ileten Karaca'nın Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’a verdiği soru önergesinde şu ifadeler yer aldı:
"Kendisi veya yakınları Türkçe bilmeyen bazı yabancı mahpuslar, haberleşme haklarının engellendiğini bildirmişlerdir. Aktarılana göre; anadillerinde gönderdikleri veya kendilerine gönderilen mektuplar için okuma komisyonu tarafından çevirmen ücreti talep edilmekte ya da Türkçe çevirisi bulunmaması gerekçesiyle yahut gerekçe belirtilmeden engellenmektedir."
Konuyu bianet'e değerlendiren Karaca, yabancı mahpusların yaşadığı ihlalleri şöyle aktardı:
"Dört duvar arasında bırakılmak istenen yabancı mahpuslar; zaten hukuki yardıma erişim ve dışarıyla irtibatın oldukça kısıtlı olduğu bu ortamda; mektup gibi en basit haberleşme aracından dahi 'tercüman yokluğu' gibi gerekçelerle mahrum bırakılıyor. Aileleriyle iletişimleri büyük ölçüde kısıtlanan mahpuslar için ağır bir yalnızlaşma ve psikolojik yıkım yaratılıyor.
"Kötü muamele ve ayrımcılık ise, şikâyet mekanizmalarına erişimin zorluğu nedeniyle çoğu zaman görünmez kalıyor. Yabancı mahpusların yaşadığı sorunlar, yalnızca 'yabancı' olmalarından değil; ceza infaz sisteminin temel hak ve özgürlükleri yok sayan, güvenlikçi ve cezalandırıcı karakterinden kaynaklanıyor.
"Yabancı mahpusların haklarının güvence altına alınması, idarecilerin 'iyi niyetine' terk edilemeyecek kadar hayati önemde bir mesele olmanın yanında anayasal ve uluslararası yükümlülüklerin gereğidir. Hapishane ortamında hayati önemde olan iletişim ve haberleşme gibi temel bir hakkın gecikmeksizin garanti altına alınması; devletin koruması altına olan kişilerin tercüman gibi basit engellerle cezalandırılmasının ortadan kaldırılması elzemdir. Aksi halde hapishaneler, keyfiyetin, ayrımcılığın ve şiddetin mekânları olmaya devam edecektir."
Karaca, Bakan Tunç’a şu soruları yöneltti:
(AB)
İstanbul Valisi Davut Gül, Eminönü'deki Sepetçiler Kasrı'nda haber ajansları, gazete ve televizyon yöneticileri ve yazarlarla düzenlediği güvenlik odaklı brifingden sonra gazetecilerin sorularını yanıtlarken belediyelerin “sahipsiz hayvanları barındıracak yerleri olmadığı” gerekçesinin arkasına sığınarak sokak havanlarını toplamaya girişmediklerinden yakındı.
Birinci mazeret şuydu. "Biz bu köpekleri, sahipsiz hayvanları nerede barındıralım, yer yok." denildiğini ileri süren Vali, orman alanlarında talep eden bütün belediyelere yer tahsis edildiğini söyledi. “Bunların mutlaka sokaklardan toplanıp güvenli yerlere götürülmesi lazım.” dedi.
“Sorun şu [ki], bazı belediyelerimiz henüz yeterince harekete geçmedi.” diyen Vali, Bakanın tehdidini hatırlattı ve “Sahipsiz hayvanlar toplanılacak, kısırlaştırılacak ve orada bakılacak. Eksik kalan bir şey varsa tamamlayacağız." dedi.
Vali ayrıca, “İstanbul’da şu an itibariyle bir su krizi [olmadığını]” söyledi. Cumhurbaşkanına İstanbul’a su getirdiği için hayır dualar eden Gül, “suyun verimli kullanılması” çağrısında bulundu.
İstanbul'daki göçmen........
